Yeni Sayfa 1

    Anasayfa     Hakkımızda     Danışmanlıklarımız     Eğitimlerimiz     Psiko Forum     Franchising     Bize Ulaşın

 
 

Anasayfam Yap

Favorilerinize Ekleyin

üye girişi

kullanıcı adı:

şifre:

  // üye ol
  // şifremi unuttum
 

Mum dibine ışık vermez.

 
 PSİKOLOJİK SORUNLAR
  Alzheimer
  Anksiyete - Kaygı
  Bağımlılık
  Cinsel Problemler
  Çocuk Problemleri
  Delüzyon
  Depresyon
  Dissosiyatif Bozukluk
  Epilepsi
  Ergenlik Sorunları
  Etnosantrizm
  Flört Problemleri
  Fobiler
  Gebelik Problemleri
  Halüsinasyon
  Hiper - Aktivite
  Histerik Bulaşma
  İntihar
  Kilo Sorunları
  Kişilik Bozuklukları
  Kleptomani
  Kompleksler
  Konuşma Bozukluğu
  Laktasyon Psikozu
  Manik - Depresif
  Megalomani
  Narsisizm
  Nevroz
  Obsesif - Kompulsif
  Otizm
  Panik Atak
  Parkinson
  Pasif - Agresif
  Psikoz
  Sado - Mazoşizm
  Saldırganlık
  Somatizasyon
  Sosyal Fobi
  Şizofreni
  Tikler
  Travma
  Utanma Duygusu
  Uyku Bozuklukları
  Yalnızlık
  Yeme Bozuklukları
 PSİKO - KEYF
  Buluşun Öncüleri
  Başarı Hikayeleri
  Seçkin Öyküler
  Kaliteli Sözler
  Tebessüm
  Paradokslar
  İlginç Bilgiler
  Hazır Cevaplar
  Psiko - Kitaplık
 DEĞİŞİM YÖNTEMLERİ
  Akupuntur
  Altı Sigma
  Bilişsel Terapi
  Davranışsal Terapi
  Çoklu Zeka
  Duygusal Zeka
  EFT
  Elektroşok
  EMDR
  Feng Shui
  Gestalt Terapi
  Grup Terapisi
  Hafıza Eğitimi
  Hipnoz
  Hızlı Okuma
  IQ
  İnnovasyon
  Kaizen
  Kişisel Gelişim
  Kognitif Terapi
  Kuantum
  Meditasyon
  Neuro Psikoloji
  New NLP
  NLP
  Parapsikoloji
  Parapsikoloji
  Psiko - Dinamik
  Psiko - Drama
  Reiki
  Ruhsal Zeka
  Vizyon Terapi
  Yaşam Koçluğu
  Yoga
 PSİKO - KÜLTÜR
  Psikoloji Nedir?
  Psikoloji Tarihi
  Psikoterapi Nedir?
  Psikiyatri İlaçları
  Psiko Biyografi
  Psikoloji Ekolleri
  Psikolojinin Alt Dalları
  Psikoloji Etiği
  Araştırma Yöntemleri
  Savunma Mekanizması

İSTATİSTİKLER

Sitemizde;
6458 makale
544 haber
17888 üye
8 yazar
6 uzman
bulunmaktadır.

 ‘Ya Yüzüm Kızarırsa’ Hastalığı
Eleştirileceği ya da rezil olacağı endişesiyle sosyal ortamlara girmekten ya da insanlarla iletişim kurmaktan korkmaya sosyal fobi ya da sosyal anksiyete bozukluğu deniyor. Başkaları bakarken yemek yiyemeyen, yazı yazamayan, konuşamayan, umumi tuvaletlere gidemeyen, hatta düğün salonunda ne yapacağım korkusuyla evlenemeyen insanlar var! Sosyal fobi basit bir utangaçlık değil. Davranış terapisi ve ilaçla başarıyla tedavi ediliyor.
Sosyal fobi ya da sosyal anksiyete bozukluğu tedavi edilmesi gereken kronik bir bozukluk. Tipik olarak çocuk ve gençlik çağında başlıyor. Tedavi edilmediği takdirde hastanın yaşamında önemli sorunlara neden oluyor. Kültürlere göre farklılıklar var ama sosyal fobi ile yaşayanların sayısı genel nüfusun yüzde 4-16'sı arasında değişmekte. Örneğin ABD'de sosyal fobi depresyon ve alkol bağımlılığından sonra en sık karşılaşılan üçüncü psikolojik rahatsızlık.
Sosyal fobinin belirtileri toplumsal bir ortamda ortaya çıkıyor. Yeni biriyle tanıştırılmak, yetkililerle toplantı yapmak, başkaları bakarken bir iş yapmak, yazmak, yemek yemek, bir toplulukta konuşmak fobiye zemin hazırlıyor. Bu hastaların en çok korktuğu da, yüzlerinin kızarması. Buna psikiyatrlar ‘‘yüz kızarma anksiyetesi’’ diyorlar. Tabii sosyal fobisi olan insanların eğitim ve iş hayatları istikrarlı olamıyor. Maddi bakımdan başkalarına bağımlı olmalarına, sosyal bakımdan tecrit edilmelerine ve bekar (evlenmemiş, boşanmış, ayrı yaşayan) olmalarına şaşmamak gerekir diyor uzmanlar.
İKİ FOBİ BİR ARADA
Temmuz ayında Glasgow'da yapılan psikiyatri kongresinde ‘Sosyal anksiyete bozukluğu / Sosyal Fobi’’ konulu bir uydu sempozyumu yapıldı. Kongreye konuşmacı olarak katılan Paris Fernand Widal Hastanesi psikiyatri profesörlerinden Jean-Pierre Lepine'in çalışmalarına göre sosyal anksiyete bozukluğunun yaşam boyu görülme oranı yüzde 2-3. Hastalık kadınlarda, bekarlarda ve ailelerde daha sık görülüyor. Bozukluk çok küçük yaşlarda başlıyor ve kronik bir seyir izliyor. Ortalama başlangıç yaşı 15-20 arası. Vakaların yüzde 95'inde 20 yaştan önce başlıyor.
Sosyal fobi vakalarında daha başka psikiyatrik rahatsızlıkların, özellikle de basit fobilerin (örneğin kalabalık yerde bulunma fobisi 'agorafobi' ya da takıntıların 'obsesif kompülsif bozukluk') bulunma riski yüksek. Yaşam boyu alkol veya ilaç kullanım oranı yüzde 17, depresyon atağı riski yüzde 15, intihar girişimi yüzde 11. Uzmanlar alkol kullanımını bu durumla başedebilmek için alkolden yardım istemeye bağlıyor.
Sosyal fobi teşhis edilmeden kalabiliyor. Psikiyatristler hastalığı normal utangaçlıktan ayırt etmekte zorlanabiliyor. Hastalar bu özellikleriyle mücadele ederek uzmanın gözlerinden bile saklayabiliyorlar.
Sosyal fobi tabii ki yeni bir hastalık değil, ama psikiyatri literatürüne ancak son zamanlarda girmiş. Son dönemlerde hem ilaçla hem de psikoterapiyle tedavi edilebileceği birçok çalışmada gösterilmiş.
Durham, Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü'nde görevli Jonathan Davidson'ın araştırmalarına göre, sosyal fobi, çocukluk döneminde aşırı korunan, anababaları tarafından çok eleştirilen ya da travmalar yaşayan insanlarda daha çok görülüyor.
İlaç tedavisi ve terapi sosyal fobi vakalarını tedavi etmede başvurulan başlıca iki yöntem. Terapide davranışsal grup tedavisi ve sosyal etkinlik tedavisi kullanılmakta. Sosyal etkinlik tedavisinde en çok sosyal beceri eğitimine başvuruluyor.
Tedavinin amaçları şöyle:
Anksiyeteyi (endişeyi) kontrol altına almak.
Buna eşlik eden özürlülüğü azaltmak.
Depresyon gibi birlikte mevcut olabilecek diğer hastalıkları tedavi etmek.
Sosyal fobi kronik bir eğilim taşıdığından bunu bertaraf edecek bir tedavi kullanmak.
Sonunda hastayı ilaç kullanmayan bir insan haline getirmek.
Sosyal fobi tedavisinde bazı antidepresanlar kullanılıyor. İngiltere, Bristol Üniversitesi'nden David Nutt sosyal fobinin biyokimyasal temeli hakkında pek az şey bilindiğini belirtiyor.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Işık sosyal fobinin genellikle 11-15 yaş arasında görüldüğünü, kadınlarda görülme sıklığının yüzde 58, erkeklerde ise yüzde 42 olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Işık, Türkiye'ye ait sağlıklı rakamların olmadığını sözlerine ekliyor.
Prof. Dr. Işık, sosyal fobinin bir kader olmadığını vurguluyor:
‘‘Bu insanlar uzun yıllar çekingen, pısırık, kendine güvensiz gibi tanımlamalarla toplum dışında kalmışlar. Çevre de bu insanları bir kenara iter hale gelmiş. Ancak son yıllarda bunun aslında bir hastalık olduğu ve de işin ilginç tarafı ilaçlarla, terapilerle düzelebildiği, ama çoğunlukla ilaç ve terapinin birlikte kullanıldığı yöntemlerle iyileşebildiği anlaşıldı. Onun için artık biz psikiyatristler olarak diyoruz ki, çekingenlik insanın kaderi değildir. Bu tedavi edilebilir bir durumdur.’’
Anababalara bu konuda önemli bir görev düşüyor. Anababalar özellikle belli bir yaşa kadar sağlıklı yaşamış, çocukluk döneminde bu tür şikayetleri olmayan, ancak belli bir yaştan itibaren bu tür sosyal korkulara kapılan gençleri tedavi amacıyla psikiyatristlere götürmeli. Gençlerin, eğer hekimle iyi bir işbirliği kurulabilirse sağlıklı bireyler olarak sosyal hayatta yer almaları mümkün. Prof. Dr. Erdal Işık şu uyarıda da bulunuyor: ‘‘Kişi çoğu kez kendisinin hasta olduğunun farkında olmuyor. Ve zaman içinde kısır bir döngüye giriyor. Hastalığı nedeniyle sosyal yaşamdan kopuyor, sosyal yaşamdan koptuğu oranda hastalığı daha da yerleşiyor. Bu nedenle aile, hekim ve hastanın işbirliği ile bu kısır döngünün kırılması gerekiyor. Bu konuda kullanılan ilaçlar hiçbir şekilde insana zarar veren ya da bağımlılık yapan ilaçlar değil. Halkın en büyük korkularından biri psikiyatriste başvurduklarında uyuşturucu ilaçların verileceği şeklinde. Bu nedenle de psikiyatriste başvurmaktan çekiniyorlar.’’
AKIL HASTALIĞI DEĞİL
Sosyal fobi ne bir akıl hastalığı, ne de bağımlılık yapıcı ilaçlar kullanılan tedavi edilen bir rahatsızlık.
Ortaya çıkışını Prof. Dr. Erdal Işık şöyle anlatıyor:
‘‘Çocuğun temel güvenlik duygusu bilindiği gibi anne-baba-çocuk ilişkisinden kaynaklanır. Eğer anababa çocuğu kendine güvenen bir biçimde yetiştiriyorsa çocuk ileride kendine güvenli bir birey olur. Ülkemizde çok rastlandığı biçimde ailenin aşırı baskıcı ve eleştirici tutumu çocuğun kendine olan güveninin yeterince gelişmesini engelleyebiliyor. Çocuk belli bir yaşa geldiğinde anababadan kopmuş bile olsa artık tüm insanlar sanki annesi babası gibi onu eleştirecek, onu suçlayacak gibi bilinç dışı korkularla diğer insanlarla ilişkiye girmemeye başlayabiliyor.’’
Bazen de sosyal fobi, yaşanan belli bir travma nedeniyle gelişebiliyor: Örneğin toplum önünde konuşma yaparken söylediği sözü unuttuğu ya da düştüğü için çok utanan bir kişi, daha sonraki yaşamında benzer olayların yaşanabileceği korkusuyla toplumdan uzaklaşabiliyor.
Genetik faktörler de var: Doğrudan doğruya kalıtımsal bir geçiş olmasa da, anababada eğer sosyal fobi varsa çocuklarda görülme oranı artıyor. Ayrıca tek yumurta ikizlerinden birinde varsa diğer kardeşte görülme olasılığı da yükseliyor.
Son olarak da beyinde bulunan ve beyin hücrelerinin sağlıklı bir biçimde çalışmasını sağlayan ya da hücreler arasındaki sinirsel iletimin oluşmasında rol oynayan ve tıpta adına ‘‘nörotransmitter’’ adı verilen maddelerle ilgili işlev bozukluklarının rol oynadığı düşünülüyor. Nitekim bugün kullanılan ilaçlar bu işlev bozukluklarını etkileyerek korkuların ortadan kalkmasında rol oynuyor.
SOSYAL FOBİNİN BELİRTİLERİ
Şiddetli titremeler yüzde 75
Terleme yüzde 74
Kaslarda gerginlik yüzde 64
Midenin ağzına gelmesi
yüzde 63
Boğaz kuruması yüzde 61
Dehşet duyguları yüzde 57
Başta baskı hissi veya baş ağrısı
yüzde 40
Utançtan evlenemedi!
Gazi Üniversitesi Psikiyatri Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Işık, sosyal fobisi olan hastaların tipik davranışlarından şöyle örnekler veriyor:
Bu hastalar genellikle diğer insanlarla ilişki kurmada zorlanıyorlar. Toplum içine girmede, sosyal aktivitelere katılmada güçlük çekiyorlar. Bu nedenle iş hayatında ya da ev yaşamında bir takım zorluklarla karşılaşıyorlar. Örneğin öğrenci ise tahtaya kalkıp ders anlatamıyor, seminer veremiyor ya da konferanslara katılamaz hale gelebiliyor.
Sosyal ilişkileri de yine bozuluyor. Özellikle yabancı ortamlarda aşırı sıkıntı duygusu hissediyorlar. Ya ben bir hata yaparsam, ya insanlar beni eleştirirse, ya aptal konumuna düşersem gibi korkular çekiyor. Lokantalara gidemiyor, hatta umumi tuvaletlere bile giremiyor.
İnsanlarla birebir diyalog kurmada güçlük çekiyorlar. Ya yüzüm kızarırsa, ya yanlış kelimeler söylersem korkusuyla konuşmakta zorlanıyor. Genel olarak yaşamda çok ön saflarda yer almamaya gayret gösteriyorlar. Daha çok göze batmayacak faaliyetleri tercih ediyorlar.
Zekaları yerinde olduğu, başarılı olabilecek yeteneklere sahip oldukları halde kendi başlarına toplumdan uzak yaşamak zorunda kılıyorlar. Örneğin bana gelen bir hasta ‘‘Doktor Bey! Düğün salonunda o kadar davetli önünde ne yaparım düşüncesi ile evlenmedim’’ diyordu.
Diğer insanlarla yapabileceği faaliyetlerden çeşitli bahanelerle kaçmaya başlıyorlar. Örneğin grup olarak bir yere gidilecek ‘‘benim canım istemiyor, ben orayı sevmiyorum’’ gibi gerekçeler öne sürüyorlar.

Hürriyet
  yorumlar
psikolojim 18.01.2009 19:37:25 tarihinde yorumlamış
Arkadaşlar ben de aynı sorunu fazlasıyla yaşıyorum uzun zamandır, ve diyorum ki biz sosyal fobililer olarak; birlikte bu konuyu tartışarak, yaşadıklarımızı paylaşarak belki de sorunumuzun üstesinden gelebiliriz benim msn adresim psikoloji_girl@hotmailcom
mitral81 05.10.2007 23:34:19 tarihinde yorumlamış
HİÇ HASTALIK OLARAK DEĞERLENDİRMEZDİM AMA ÇOK YANLIŞ YAPMIŞIM...
tersan 05.09.2007 17:23:42 tarihinde yorumlamış
güzel
selim31 24.07.2007 17:05:56 tarihinde yorumlamış
şimdi burada anlatacaklarım biraz uzun olabilir ama mutlaka sonuna kadar okuyun ve bu sosyal fobi illetinten ebediyen kurtulun. öncelikle bendeki sosyal fobinin derecesini anlamanız açısınsan biraz bahsetmek istiyorum benim babam çok otoriter biridir hani öyle derler ya ne otoritesi cahil biri yani çocuk yetiştirmesinden zerre kadar anlamayan bağırıp çağırmaktan başka hiç birşey bilmeyen biri yani kendimi bildim bileli yani çocukluğumdan berli babam beni toplum içinde rencide etti oturduğumuz yer kalabalık olduğu için hep birileri vardı yani babamın bu davranışları benim öz güvenimi tamamen bitirdi .çocukken öz güvenim olmadığı için ve acaba yanlış bir kelime söylerimde babamdan dayak yerim fırça yerim diye sessiz içine kapanık bir kişiliğim oldu mahalledeki diğer çocuklarla oynarken hep geri planda kaldım.bana haksızlık yaptıklarında hiç birşey diyemedim çünkü babamın bana davranışlarından o kadar kendimi degersiz hissediyordumki anlatamam.bu özgüvensiz içine kapanık kişiliğim yavaş yavaş artık bende oturmaya başladı derken ilkokula başladım. okulda öğretmenimiz birşey sorduğunda ben o konuyu çok iyi bildiğim halde tahtaya kalkıp anlatamazdım çünkü bilinç altım bana şunu söylüyordu sen değersiz işe yaramaz birisin tahtaya çıkıp birde rezil olma sakın ve ilkokul yıllarım belkide hiç tahtaya kalkamadan geçti sonra biraz daha büyüdüm orta okula başladım orta okulu 4 yılda zorla geçtim çünkü okuldan kaçıyordum derslere girmek bana o kadar zor geliyodiki anlatamam ya öğretmen bana birşey sorarsa ne olacak o zaman kıyametin kopması bile insanı bu kadar korkutmaz.ve işte hayatımın en zor dönemi yeni başlıyo lise ah ah o güzel yılları şu sosyal fobi yüzünden ne kadar kötü geçirdim bir bilseniz, okumaktan sıkılmadıysanız anlatayım birazcık anlatayım çatlıyacam yoksa.velasıl kerem liseye başladım tabi biraz daha büyüdük ön sıramda oturan bir kıza aşık oldum adı üveyda köken lise aşkı işte şimdi kim bilir nerde benim unutulmaz lise aşkım üveyda aşık olduk olmasınada okula nasıl gidecez ya öğretmen bir soru sorarsa ya beni tahtaya kaldırırsa ve en kötüsü ben tahtaya nasıl kalkacam hocam diyelimki kalktım elimin titremesi kalbimin o korkunç çarpmasını yüzümün kızarıklığını,su gibi terlemiş bedenimi nasıl saklayacağım hocam birde öğretmenimin beni fark edip sen niye terliyon niye titriyon derse işte ben bittim abi.tek çare okuldan kaçmak ama üveydayı nasıl görecektim ve bir plan yaptım okula gitmeyecektim okul dağılırken üveydaya yazdığım mektubu ona verecektim mektubu yazdım ve aynen planladığım gibi okulun kapısında gizlice lise aşkım üveydayı beklemeye başladım üveyda okuldan çıktı evine doğru yürümeye başladı tabi bende onu takip ettim tahmin etmişsinizdir mektubu veremeden üveyda tek katlı ara sokaktaki evine girdi .gel zaman git zaman bu mektubu verme işi tam 2 yıl sürdü benim gibi kendini degersiz bir hiç olarak düşünen öz güveni hiç olmayan bir insan o mektubu vermesi kolaymı sanıyosunuz .sonunda mektubu bir arkadaşım vasıtasıyla verdim ve mektuptan cevap beklemeye başladım çünkü o mektubu o kadar güzel duygularla yazdımki kesin cevap yazacaktı en sonunda yine bir okul çıkışı üveydayı takibe başladım oda beni fark etti biraz yürüdükten sonra yere bir kağıt attı hemen aldım bu bir mektupdu sevinçten deliye döndüm hemen okumak istemiyorum .bu mektubu okuyacak sakin güzel bir yer bulmalıydım en sonundan bir bahçeye benzer sakin biryer buldum etrafa baktım kimse yok oraya oturdum ve mektubu okumaya başladım mektubta kısa bir yazı vardı neydi biliyomusunuz::: kaç yıldır beni takip ediyosun senin gibi okula gitmeyen serseri birinin beni takip ettiğini ailem anlarsa seni öldürür bidaha beni takip etme..o an ölüm bana ne kadar basit geldi biliyomusunuz .ölmekten beter bir duyguyu nasıl anlatırım bilmiyorum .işte benim lise hayatım sonra babam okula gitmediğimi anladı anlamazdıda eve devamsızlık kağıdı geldi bütün devamsızlık kağıtlarını ben daha gelmeden postaneden alıyordum ama bunu alamadım tabi gerisi malum atılan dayaklar edilen küfürler atılan fırçalar sonra okulu gerçekten bıraktım yani babam bıraktırdı .babam beni bir kaportacının yanına verdi orda çalışmaya başladım babam kaportacıya ne söylediyse bilmiyorum ama usta bana nazi kampında esir düşmüş asker muamelesi yapıyordu.zaten pısırık içine kapanık biriydim şimdi tamamen bittim.neyseki biraz daha büyüdüm artık beni kimse dövmüyordu ama babamın fırçaları askere gidene kadar devam etti. sonra askerlik yaşım geldi ve ısparta dağ komando okuluna acemi birliğini yapmak için gittim orada insanlar çok olduğundan arada kaynadım kimse benim nasıl biri olduğumu anlamadan usta birliğim olan özel koruma taburuna gittim orasıda bayağı kalabalıktı ve öyle böyle asker psikolojisi falan teskereyi aldık orayıda böylece atlattık ve memlekete geldik iş yok para yok meslek yok tahmini bir ay kimse birşey demedi sonra niye çalışmıyon niye iş aramıyon diyen diyene bir çay ocağına girdim sigara parasına çalışmaya başladım derken 2 ay daha geçti birgün evde günlerden cumartesiydi sabaha kadar düşündüm lise terk 21 yaşında hiç bir meslegi olmayan bir genç aynı zamanda sosyal fobili ne yapar ne eder .ama hiç bir çıkar bulamadım daha sonra 15 gün geçti aradan birgün kitapçıda bir kitap gözüme çarptı SINIRSIZ GÜÇ yazarı anthony robbins kitabı elime aldım biraz inceledim içinde istediğiniz her şeyi başarabilirsiniz diye bir yazı okudum işte o an hayatımın dönüm noktası heralde hemen kitabı aldım tam 8 defa okudum sosyal fobim geçmedi ama o kitap bana çok şey öğretti en azından sosyal fobiyi öğrendim çünkü benim durumumun bir hastalık olduğunu bile bilmiyordum şimdi kendimi tanıyorum düşmanı tanıyorum öz güvenim azcık geldi ve o kitabın üzerine her gün kütüphaneye gidip o tip kitaplardan 3 ay içinde 20 tane okudum şimdi her şeyi biliyordum tek sorunum uygulamaya geçmekti hemen kendimi sorguladım nelere sahibim diye çıkan sonuç bir lise tastiknamesi ve rambo gibi bir vucut o sıralar nedense aşırı spor yapardım heralde hıncımı bedenimden çıkarmaya çalıştım ama iyi oldu heralde acayip kaslıydım gerçi şimdide öyleyim canım..neyse bu tastikname ve bu sportik vücutla ne yaparım derken aklıma halamın oğlu geldi kendisi jandarma uzman çavuş onu aradım bu uzman çavuşlarda ne özellik arıyolar diye o zaman orta okul mezunlarını alıyolarmış ocakta form gelecekmiş kasım ayındaydık heralde hemen planı yaptım ders çalışmaya başladım günde tam 18 saat kitap okudum çünkü iki kere ikiyi bile unutmuştum artık hiç uyumuyor ders çalıyordum çoğu zaman koltukta elimle kitapla uyudum herşey yolundaydı ama tek sorun yine babam beni ne zaman görse o kadar ünifersite lise mezunu varken seni almazlar diyip durdu ben babamın bu konuşmalarını bir motivasyon aracı yaptım babam her o kelimeleri söylemesine ben dahada hırslandım sonunda sınav zamanı geldi sınava girdim talihsizlik ya çok kötü bir karın ağrısı yüzünden 83 soru yaptım ve çıktım 83 sorunun hepsinin doğru olduğuna emindim kazandığımada emindim ama elimde bir delil yoktu daha sonuçlar açıklanmamıştı babam yine devreye girdi ve bana o sınava boşuna ümit bağlamamamı ve bir iş bulup çalışmamı söyleyip duruyodu bende babama ve çevremdekilere o kazandı kağıdını büyüttürüp şuraya asacagım dedim bunu söyleyecek öz güveni nerden bulduysam fallaha bende bilmiyorum ne oldu biliyomusunuz sınavı 120 ci olarak kazandım o kadar ünifersite lise mezunlarından 120 olarak kazandım. öz güvenim birazcık daha geldi. sonra ankaraya askeri okula gittim 1 yıl okudum ve mezun oldum tabi okulda yine çok kötü zamanlarım oldu ama onuda atlattık ve ilk tayin yerim olan diyarbakırda göreve başladım artık bir maaşım vardı ve bütün paramı kendimi geliştirmek için harcamaya hazırdım ve öylede yaptım yüzlerce kitap okudum geçen saydım 230 tane okumuşum.kendimi bilgi yönünden iyice geliştirdim şimdi sosyal fobinin karşısında daha bilgili daha kararlı biri vardı ve ben bu sosyal fobiye kıl olmuştum kökünü kazımaya yemin ettim ve birgün bir toplantıda sanırım 25 kişi valan hepside rütbeli kişilerin önüme çıktım ve onlara şimdi bir şey anlatacağımı ve terleyeceğimi yüzümün kızaracağını onlarında bana güleceğini söyledim bana bakıp ne diyo bu delirdimi ne yaptı dediler ve o gün sosyal fobiye ilk meydan okumamdı yaklaşık 1 saat terleye terleye konuşma yaptım evet terledim yüzüm kızardı ama sonuçta oraya kalkıp 1 saat konuşma yapma cesaretini gösterdim sosyal fobi sanki benden korkmaya başladı gibi sonra aynı olayı birkaç defa daha yaptım ilk adımı at ne eksik ne fazla gerisi gelecektir ne büyük bir söz bu ilk adımı attım şimdi gerisi geliyordu daha sonra daha sonra ek kuvvet için bir uzmana baş vurdum beni muyene ettikten sonra paxil adında bir ilaç yazdı onu kullanmaya başladım bu ilaç bana çok yardımcı oluyordu şimdi dahada güçlüydüm ilcında destegiyle yapamadığım şeylerin listesini yaptım ve bunların tersini uygulamaya başladım o aradada olacak ya elime esaretin bedeli adlı bir film geçti onu serrettikten sonra iyice güçlendim ilk iznimde istanbula gitim ve taksim meydanında takım elbiseyle ayak yalın 1 saat yürüdüm görenler bu delirmiş dedi ama ben sosyal fobiye meydan okuyordum ve sesli olarak sokaklarda şarkı söylemeye başladım sosyal fobiyi tam köşeye sıkıştırmıştım ve ölümcül vuruşu yapmam lazımdı ve o ölümcül vuruş NLP le oldu NLP le tanıştım ve sanırım 35 e yakın nlp kitabı ve ketleri dinledim şimdi tamamen kontrolü elime aldım artık sosyal fobiyle dalga geçiyordum nasılmı OGUZ SAYGINI tanıyomusunuz bilmem kendisi kişisel gelişim uzmanı memleketimde seminer veriyordu bende gittim seminerde konu toplum karşısında konuşmaya gelince bir gönüllü istediler ve hemen ayaga kalktım ben gönüllü oldum ve orada OGUZ SAYGIN ın sayesinde yaklaşık 500 kişinin karşısında 15 dakika konuştum ve o an sosyal fobiyi mezara ve tarihe gömdüm ama hala sosyal fobiye karşı savaşım sürüyor aslında bu savaş sayılmaz çünkü o öldü ben sadece egomu tatmin ediyorum ve sosyal fobi kimde varsa ona yardım ediyorum çünkü o benim hayatımdan çok şey aldı bende onu dünyadan tamamıyla silmek için elimden geleni yapacam bu arada söylemeyi unuttum liseyi açıktan bitirdim ve astsubay sınavını kazanıp astsubay oldum şimdi o kadar büyük bir özgüvenim varki başaramayacağım hiç bir şey yok başarısızlık aklıma bile gelmiyor. tabi ben sizi sıkmamak için kısa tutuyorum aynanın karşısında konuştuklarımı sonra anlatırım. sözlerime son vermeden önce başarının şu güzel tanımını sizlerle paylaşmak istiyorum.: BAŞARI::: çok ve sık gülmek;çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak;içtenlikle eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarına girişimlerine dayanabilmek;güzeli anlamak;başkalarında en iyiyi bulmak,sağlıklı bir çocukla güzel bir bahçe yada saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek;hatta birtek kişi bile olsa ,birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir. kendinize çok ama çok iyi bakın çünkü o sizsiniz.SİSLİ75@HOTMAİL.COM YOKSA SOSYAL FOBİLİMİSİN HİÇ SORUN DEĞİL!!!!!!!!!!!!!!((( SOSYAL-FOBİLİYİM-İMDAT@HOTMAİL.COM )))
  yorum yap

 yorum yapmak için üye olmalısınız

  okunma sayısı: 7257
  puan: 5
    puan ver

  YARARLI ETİKETLER
Psikoloji - Kişisel Gelişim - NLP - Psikoloji Sorunları - Sosyal Fobi - Psikoterapi
Bağımlılık - Depresyon - Danışmanlık - Grup Terapisi - Cinsellik - Eğitimler
NLP - Sosyal Fobi - Psikoloji Sorunları - Kişisel Gelişim - Psikoterapi - Psikoloji
Cinsellik - Danışmanlık - Eğitimler - Depresyon - Bağımlılık - Grup Terapisi
Kişisel Gelişim - NLP - Psikoterapi - Psikoloji - Sosyal Fobi - Psikoloji Sorunları
  Güncel Makaleler
  YAZARLARIMIZ
Tevfik Ceritoğlu
Güzelliklere Doğmak
Orhan Müftüoglu
Hey Çırak, Adın Neydi Senin Bakayım…
Seyda Küçükel
Kendinden Öte
Ayşe Esendal
Kolay Kazanan, Kolay Kaybeder
Ahmet Çelik
Dinle, Anla, Konuş
Melike Katmer
Sessizliğin Gücü
Burcu Kaplan
Her Şey Yolunda Gibi…
Erdem Özbay
Çözüme Odaklanın, Probleme Değil
Yeni Sayfa 1
  © donusumkonagi.net  Psikoloji Portalı
  Tüm Hakları Saklıdır - Dönüşüm Konağı Psikoloji Enstitüsü - Kullanım Sözleşmesi
son aramalar son sözlük aramalar site haritası