|
Hey jack! Dedi Linda;
Bak bugün hava çok rüzgârlı olmasına rağmen,
Yuvamıza toz ve soğuk giremiyor, ne harikulade, değil mi?
Jack de, bundan iyisi olamazdı, iyiki bu pencerelere cam icat ettim, dedi.
Tamamen düşündüğümüz gibi, hem dışarıyı görüyor hemde evin içinde paltolarımızla oturmuyoruz.
Bunun üzerine Linda; evet kış ayları bizi ürkütmeyecek, dedi.
Ancak daha sonraları evin içinde gömlekle oturmakta Jack’e yetmedi
Odalarına birde soba ilave etmeyi başardı.
Hem yemeklerini pişiriyor hemde ısınabiliyorlardı. Son derece mutluydular.
Bir süre sonra etraftaki insanlar da bunları takip etmeye başladılar.
Aslında bundan daha fazla ne istenirdi ki hayattan.
Ancak ziyaret ve ulaşımları at sırtında devam etmekteydi bundan dolayı yoruluyorlardı.
Jack bunu çözmeliydi,
Çözdü de;
Atların arkasına arabalar inşa etmekte gecikmedi.
Akrabalarıyla olan ziyaretleri artık daha konforlu haldeydi.
Yollar uzak gelmiyor ve ilişkiler inanılmaz boyutlarda gelişiyordu.
Belli belirsiz zamanlarda ki karşılıklı ziyaretler sıklaşmaya başlamıştı.
Jack bir gün baktı ki, yol dedikleri şeyler dar patikalardan ibaretmiş.
Onları genişletip daha hızlı gitmeliydi, aynen öyle de yaptı.
Daha sonra birileri çıktı ve “bu arabaları atlar çekmemeli sorun oluyor” dedi.
Jack dururmu; durmadı.
Derhal arabaların arkasına benzinli motoru icat etti.
Önlerinde asla bir engel kalmıyor ve endüstrileri hızla gelişiyordu.
Tabii cüzdanları da.
Ancak Jack’e karadan gitmek sıkıcı gelmeye başladı; o havadanda gitmeliydi!
Gitti de.
Jack ve Linda torunlarıyla havadan dahada uzaklara gidebilmeyi başardılar.
Hayat çok konforlu ve daha az uğraş ister hale gelmişti.
Ancak bir süre sonra Jack içinde sıkıntılar hissetmeye başladı,
Lindayla da sürekli olarak tartışıyordu. Her şey iyiydi ama garip bir boşluk vardı kafasında.
Çözmeye gayret etti fakat fazla anlamlandıramadı bu durumu ve vazgeçti.
Ancak olsun kafasına dikip rahatlayacağı bir şişesi ve bolca zamanı vardı.
Eğer o da yetmezse hapları vardı Jack’in, onu mışıl mışıl uyutan.
Her defasında mutlu olabilmeyi bir sonraki keşif ve eylemde aramaya başladı.
Tabii onuda buldular, ancak biraz başları ağrımaya başlamıştı Jack ve Lindanın.
Seyahatleri yordu onları, dostlarıyla evden dışarı çıkmadan sohbet edebilmeliydiler.
Ve bunun da bir yolu olmalıydı.
Hiçbir engel tanımıyordu ve bunuda halletmeliydi.
Etti de, telefonu buldu, ahizeyle konuşup mutlu olmayı başardı!
Artık dost ve akrabalara gitmek gerekmeyecekti. Ne gereği vardı ki.
Ancak bedelinin farkında değildi, aslında bir plastik parçasıyla dertleşiyor, mutlu olmaya gayret ediyordu.
Ve bir süre sonra hızla şişmanlamaya başladılar. Hayat birtakım mesajlar veriyordu aslında.
Şişmanladıkça da birbirlerine olan ziyaretler yerine hastanelerde vakit geçirmeye başladılar.
Hızla yalnızlaşıyorlardı, en önemli dostları sağlıkçılardan oluşuyordu.
Ama olsun her geçen gün icat ettiği şeyler onları çok mutlu ediyordu,
Çok mutlulardı çook.
Artık evde oturmaktan yağlanan kalplerinin tedavisini de keşf etmişlerdi.
Birbirlerinin kalplerini kullanıyorlardı.
Her ölenin kalp ve diğer organlarıyla hayat bulmayı ümit eder haldeydiler.
Şekeri de bolca yiyebilirlerdi çünkü ensülin diye birşey vardı Jack’in yaşamında.
Mide ve beyin problemlerini de çözmüştü.
Ama o mini minnacık cep telefonundan da biraz uzak durması gerekecekti.
Yani önce problemi icat edip sonra da çözümü buluyordu!
Biraz kararsızdı, ama olsun Jack ve Linda çok eğleniyorlardı.
Ancak onlar bişeylerin farkındaydılar ama fazla tanımlayamıyorlardı.
Enteresan bir şekilde bugüne kadar icat ettikleri çoğu şeyin,
Aslında onlara nasıl fenalık verdiğini çoğu zaman fark edemediler.
Yaşamımızdaki materyaller arttıkça mutluluğumuzun nasıl azaldığını bizde fark edemedik.
Büyük ve ferah evlerde çocuklarımızla ayrı odalarda oturuyor olduğumuzu da fark edemedik.
Sanki ailece bir hotelde yaşıyor ve odalarını tek tek paylaşır haldeyiz
Bu nimetlerin çoğalmasıyla belliki daha lüks yaşayabiliyoruz.
Ancak iç dünyamızdaki zenginliği nasıl fakirleştirdiğini belki de halen göremedik.
Bugün anlıyoruz ki 1960’ larda bir radyo piyesi dinlemenin mutluluğunu,
200 kanallı TV’ler verememekte. Belki de 400 kanala ihtiyacımız vardır, ne dersiniz?
Evet, Jack bugün mutlu, bizlerde mutluyuz,
Sanırım bir süre sonra bunlar da yetmeyecek.
Kim bilir ileriki yıllarda bizleri daha ne kadar garip! mutluluklar bekliyor olacak.
Sağlıcakla ve mutlulukla kalın efendim.
Ahmet Çelik
Dönüşüm Konağı
|