Dengi dengine,
Kıyası kendisine,
Yazan kim;
Yazdıran kim;
Okuyan kim;
Okutulan kim;
Her sabah uyandığında,
Eline kalem alıp gerçeği yazdığını sandığında,
Yazılan gerçek ise;
O zaman yazan kim?
Yazılan ne;
Yazdırılan ne;
Okunan ne;
Okutulan ne;
Al yazmalım gibi, el yazmasını eline aldığında,
Al yazmalım gerçek ise;
O zaman el yazması eline aldığın ne?
El yazar, göz okur, kulak duyar da okunanı…
Yazılanı, okunanı, duyduğunu gerçek sandığında,
Yazan el olmayıp da, okuyan göz bakıp da görmeyip de,
Kulak duymayıp da;
Ve tüm bunları gerçek sandığında,
O zaman tüm bu yazılan ne?
Dengi, dengine
Kıyası ancak kendisine…
Kılıç ile değil masada kalem ile yapılanı sulh,
Bir, “tık” ile çalıştığı yerdeki yetimin rızkını bereket,
Özgürlüğünü 1,5 adamlık yevmiye ile
İki adamlık bedellik iş çıkardığında,
Sonra da kalemi kırıp da;
Bir öyküyü darağacında sonlandırdığında;
Bunu da tarihe geçip kalem ile yazdığında,
Ve bunları genç insanlara yaşanmışlıklar; diye okutturduğunda,
Yazan kim, yazılan ne ve okutulan ne; diye
Düşünmez mi insan;
Dengi, dengine, kıyası kendisi ile değil mi diye…
Yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa,
Ardından da yedi deniz mürekkep olsa,
Kelimeler de buna rağmen halen tükenmez, sonsuzsa
Yazacak kim, yazılacak ne, okuyan kim?
Olsa, olsa kalem olsa insan;
İnsan yazar,
O gücü, o hikmeti,
O hüküm ile donanmış yüceliği,
O İlimden erişilmezliği,
O afakın tükenmezliği,
Olsa, olsa; ispatıdır onun;
Kalemi bedeni,
Yaşadığı hayat ise onun mürekkebi;
Yazdığı ise geleceği…
Dengi dengine, kıyası ancak kendisine…
Yazsa, yazsa ancak insan yazar,
Yaşar sandığını yazar,
Ve yazdığı ile Hak ettiğini…
DTÖ DESIGNER
M. Orhan Müftüoğlu