Acıya sabredilir mi?
Acıya şükredilir mi?
Acı, hayatı daha net algılamaya sebep midir?
Acı, gözümüzdeki, kulağımızdaki, zihnimizdeki perdeleri yok mu eder?
İsyana gark olmadan, yaşanır mı "Acı" dürüstçe?
Yaşanır...
Ve gerçeğe daha da yaklaşır, yaratılmış olan.
Peki, kabul eder mi "Acıyı” isyan etmeden?
Eder...
Ve o zaman da bereketlendirir olacak olanı.
İdrak, acıdan gelir.
Dayanıklılık ve sabır, acıdan gelir.
Marifetlilik, acıdan gelir.
Marifeti olan esnek olandır.
Esnek olan, çözüme kolay ulaşandır.
Çözüme kolay ulaşan, şikâyet etmeyi bilmeyendir.
Hikâyelerinin yükü altında ezilen değil, o yüke rağmen dimdik yürüyebilendir.
Anlat dersin.
O susar.
Ne anlatayım ki diye düşünüyordur içinden.
"Acı", artık, acıtmıyordur onu. Normali olmuştur. Artık acı eşiği yükselmiştir onun.
İnsan her gün yediği "bir somun ekmeği" anlatabilir mi?
Ya da, insan her gün içtiği "suyu" anlatabilir mi? diye düşünür.
Alışmıştır, kanıksamıştır, tepkisizleşmiştir adeta. Acıya sabretmeyi bilenin ahvalidir bu.
Tepkisiz, vurdumduymaz yaftası yapıştırılır üzerine hemen.
Diğer yaratılmışlar, o yaratılmışı, göremeyen ve duyamayan zannederler.
Hem kör hem sağır derler.
Onun baktığında gördüğü,
Onun işittiğinde duyduğu bambaşkadır aslında.
O uzaklardakini görebilendir.
O uzaklardakini işitebilendir.
O zamanın, ‘anda’ olduğunu bilip, kıymetini pekiştirendir.
Ne geçmişteki korkularından, ne gelecekteki kaygılarından etkilenir.
O bilir, şimdinin değerini.
O bilir, şimdi, ne ekerse ancak onu biçeceğini o zaman geldiğinde.
"O halde güzel bir sabır ile sabret." (Mearic, 5)
DTÖ DESIGNER
Yeşim Hoşer