Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.
Ara

Eğitim Duyuruları

Gözlem Yoluyla Öğrenme

Gözlem Yoluyla Öğrenme

Model almasını sağlamak için en iyi modelleri seçerek öğrencilere sunmaktır. Gözlem yoluyla öğrenmeyi İnsanların diğer insanlara gözleyerek öğrenebileceğine ilişkin ilk açıklamalar Plato ve Aristo'ya kadar gitmektedir. Onlara göre eğitim,öğrencilerin gözlemesini ve deneysel olarak açıklamaya çalışan ilk kişi ise Şorndike'tır. (Hergenhahn,1998)
Şorndike, ?Başkalarının yaptıkları davranışları görerek o davranışların öğrenebileceğine? ilişkin denencesine doğrulayamamıştır. Şorndike'ın araştırmasının Watson maymunlarla tekrarlamış,o da gözlem yoluyla öğrenme için kanıt elde edememiştir. Ancak,Miller ve Dollard, organizmanın, diğer organizmanın etkinliklerini gözleyerek öğrenebileceklerine ilişkin gerçeği yadsımamışlardır. Miller ve Dollard'a göre taklit yoluyla öğrenme,araçsal koşullanmanın özel bir halidir;taklit yoluyla öğrenme gözlemenin,açık tepkinin ve pekiştirmenin bir sonucudur. Eğer taklit edilen davranış gösterilemezse pekiştirme yapılmaz ve öğrenme gerçekleşmez.
BANDURA'YA GÖRE GÖZLEM YOLUYLA ÖğRENME
Bandura'ya göre gözleyerek öğrenme,sadece bir kişinin diğer kişilerin etkinliklerini basit olarak taklit etmesi değil,çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgidir. Bandura gözlem yoluyla öğrenmeyle taklit yoluyla öğrenmenin birbirinin yerine kullanılabilecek iki kavram olmadığını açıklamaktadır.
Bandura, davranışçılığın öğrenmeyi açıklamada bazı sınırlılıkların bulunduğunu belirtmiştir. O'na göre bu sınırlıklar şöyle sıralanabilir(1997):
1) Davranışçılık, doğal ortamlarda meydana gelen şeyleri temsil etmektedir: Hiç kimseye ,istendik davranışlarının sıklığını artırmak için her gün ödül verilmez. Genellikle kişiler kendi davranışları kendileri yönetmekte ve kontrol etmektedir.
2) Davranışçılık genellikle ilk tepkilerin nasıl kazanıldığını açıklamaz: Birey bir çok davranışı hiç pekiştirilmeden gösterir. Eğer davranışın ortaya çıkması için pekiştirme gerekli ise, davranışın ilk olarak nasıl ortaya çıktığının açıklanması gerekir.
3) Davranışçılık sadece doğrudan öğrenmeyle,yani sonuçların hemen gözlendiği durumlarla ilgilenir; dolaylı öğrenmeyle ilgilenmez. Yani sonuçların hemen değil gerektiğinde etkinliğe dönüştürüldüğü öğrenme türü ile ilgilenmez.
Bandura öğrenme ve performans ayırımını 1965'te yaptığı bir deneyle açıklamaya çalışmıştır. Bu deneyde çocuklar üç gruba ayrılmışlardır. Çocuklardan bir grubu ,büyükçe oyuncak bir bebeğe vuran ,döven saldırgan bir yetişkin modelin pekiştirildiği bir filmi izlemiş; ikinci gruptaki çocuklar saldırgan modelin cezalandırıldığı bir film izlemişlerdir. Üçüncü gruptakiler ise saldırgan modele nötr davranılan yani saldırgan modelin ne pekiştirildiği ne de cezalandırıldığı bir film izlemiştir. Daha sonra her üç gruptaki çocuklara filmdekine benzer bir bebek verilmiş ve bebeğe karşı saldırganlık davranışları ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, saldırganlık davranışları pekiştirilen modeli izleyen gruptaki çocukların saldıranlık davranışları en yüksek;cezalandırılan modeli izleyen gruptaki çocukların saldırganlık davranışları en düşük ;saldırganlık davranışı ne pekiştirilen ne de cezalandırılan modeli izleyen gruptaki çocukların saldırganlık davranışlarının ise, iki grup arasında yer aldığı görülmektedir.
Yukarıdaki deney sonuçları iki bakımdan önemlidir:
1. Bu sonuçlar, öğrenme ve performans ayırımını ortaya çıkarmaktadır.
2. Bireyin davranışı başkasının geçirdiği yaşantıdan etkilenmektedir.
Sonuç olarak, bireyin davranışının dolaylı yaşantılardan yani başkalarının geçirdiği görülmektedir.
ÖğRENMEYİ SAğLAYAN DOLAYLI YAŞANTILAR
1. Dolaylı Pekiştirme
2. Dolaylı ceza
3. Dolaylı güdülenme
4. Dolaylı duygu
5. Model özellikleri
SOSYAL BİLİŞSEL KURAMIN DAYANDIğI İLKELER
Bandura'nın sosyal bilişsel öğrenme kuramının dayandığı temel olarak ; altı ilke vardır (1997, 1986). Bunlar aşağıda kısaca açıklanmıştır:
1. KARŞILIKLI BELİRLEYİCİLİK
Bandura'ya göre bireysel faktörler, bireyin davranışı ve çevre, karşılıklı olarak birbirlerini etkilemekte ve bu etkileşimler bireyin sonraki davranışını etkilemektedir. Davranış çevreyi; çevre ise davranışı değiştirebilir. Yine, çevre bireysel özellikleri değiştirebileceği gibi bireysel özellikler de çevreyi değiştirebilir.
Birey ,davranış , çevre , birbirlerini etkileyerek bireyin bir sonraki davranışlarını belirlemelerine rağmen her zaman bütün olaylarda her biri aynı etkiye sahip değildir. Örneğin çok gürültülü bir çevre , davranışı her şeyden daha çok etkileyebilir.
Sonuç olarak bireyin gelecek davranışları, çevre , davranış ve bireysel özellikleri tarafından belirlenmektedir.
SEMBOLLEŞTİRME KAPASİTESİ
Bandura insanların, dünyanın kendisinden çok bilişsel temsilcileriyle etkileşimde bulunduklarını; bilişsel temsilciler yoluyla dünyayı sembolik olarak gördüklerini savunmaktadır. Bunun anlamı şudur: İnsanoğlu , düşünme ve dili kullanma gücüme sahip olduğundan geçmişi kafasında taşıyabilmekte, geleceği işi test edebilmektedir. Eğer insanoğlunun kafasında bir video kaydedici olduğu ve kendisine gelen her şeyi kaydettiği düşünülürse video kasette, her yaşantının bilişsel temsilcisini yada sembolünü hatırlama kapasitesi olarak düşünülebilir. Aynı şeyler, geçmiş için olduğu kadar gelecek için de geçerlidir. Henüz meydana gelmemiş olaylarda zihinde temsil edilir. Gelecekteki muhtemel davranışlar zihinde sembolik olarak yapılır, beklenir, merak edilir, test edilir. Geçmiş ve geleceğin sembolü yada bilişsel temsilcisi olan düşünceler, sonraki davranışları etkileyen yada onlara neden olan materyallerdir (Bandura , 1986)
ÖNGÖRÜ KAPASİTESİ
Sosyal öğrenme kuramı, sembolik kapasiteyi kullanmanın yanı sıra gelecek için plan yapabilme kapasitesini de gerektirir. İnsanlar, gelecekte başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını tahmin edebilmeli, hedeflerini belirleyebilmeli, geleceğini planlayabilmelidirler. Kısaca, düşünme etkinlikten önce geldiğinde, insanlar ileri düşünebilmelidirler.
DOLAYLI ÖğRENME KAPASİTESİ
Daha öncede açıklandığı gibi, insanlar özellikle çocuklar, genellikle başkalarının davranışlarını ve davranışlarının sonuçlarını gözleyerek öğrenirler. Kuşkusuz kendileri de bazı şeyleri yaparak ve kendi davranışlarının sonuçlarını görerek çok şey öğrenebilirler. Ancak, yaşam sadece insanların kendi yaptıklarından öğrenmelerini içerseydi çok sınırlı kalırdı. Oysa, insanlar başkalarının deneylerimi gözleyerek çok şey öğrenmektedirler. Bu nedenle, dolaylı öğrenme kapasitesi sahip olma sosyal öğrenmede önemli bir ilkedir.
ÖZ DÜZENLEME KAPASİTESİ
Sosyal bilişsel kuramın temel ilkelerinden biri de insanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarını, ne kadar uyku uyuyacaklarını, toplumsa nasıl davranacaklarını vb. pek çok davranışlarını kendileri kontrol ederler. İnsanların gösterdikleri davranışlar genellikle kendi içsel standartlarına ve kendi güdülemlerine dayalıdır. (Bandura, 1982) Elbette ki insanların davranışları, başkalarının gösterdikleri tepkilerden etkilenmektedir. Ancak, yine de davranışlarından kendileri sorumludurlar.
ÖN YARGILAMA KAPASİTESİ
Sosyal öğrenme kuramının belki de en önemli ilkelerinden biri, insanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Bireyler kendileri ile ilgili fikirlerini kaydeder ve etkinliklerinin sonuçlarına göre, bu fikirlerini yeterliği hakkında yargıda bulunurlar. Bütün bu yargılar, bireyin herhangi başarılı olarak yapmada ne derece yeterli, yetenekli olacağına ilişkin görüşünü geliştirir. Bandura (1977) bireyin kendi ile ilgili bu yargısına öz yeterlilik adını vermektedir. Bireyin öz yeterliliğime ilişkin algısı kendi gerçek yeterliliğini yansıtmayabilir. Ancak, algılanan öz yeterlilik bireyin davranışlarını düzenlemede önemli bir role sahiptir. Öz yeterlilik, bireyin etkinliklerinin seçimini, bir etkinlikle harcayacağı çabayı, bir güçlükle karşılaştığında göstereceği sebat süresini , duyacağı kaygı ya da güven düzeyini etkiler(Bandura,1982)
GÖZLEM YOLUYLA ÖğRENME SÜREÇLERİ
Gözlem yoluyla öğrenme dört temel süreci kapsamaktadır. Bunlar; dikkat etme, hatırda tutma, davranışı meydana getirme ve güdülenme süreçleridir. Bu süreçler aşağıda kısaca açıklanmaktadır.
DİKKAT ETME SÜRECİ
Gözlem yoluyla öğrenmenin birinci basamağı modele dikkat etmektedir. Birey, model alacağı etkinliklere dikkat edip, doğru bir biçimde algılanamazsa gözlem yoluyla öğrenme meydana gelmez. Gözlemcinin dikkatini etkileyen bir çok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları gözlemciye ait bazıları ise modele aittir. Gözlemcinin dikkat etme sürecini etkileyen faktörlerden bazıları şunlardır:
Öncelikle gözlemcinin duyu organlarının yeterliliği, dikkat edilecek uyarıcıların niteliğini belirler. Örneğin, görme özürlü bir kişinin dikkatini görsel uyarıcılar, işitme engelli bir kişinin dikkatini de sese dayalı uyarıcılar çekmez.
Gözlenecek gözlemcinin amacına uygun olması, gözlemcinin dikkatini çekmede önemli bir role sahiptir. Özellikle dikkat çekici bir çok etkinlik bulunduğu bir durumda, gözlemci kendi amacına uygun etkinliklere dikkatini yönlendirir
Gözlemcinin geçmişte aldığı pekiştirmeler, gelecekteki gözlemlerini etkileyecek bir algısal kuruluş yaratır. Yani geçmişte hangi davranışları, etkinlikleri onay görmüşse, modelinde benzer davranışlarına dikkat edecektir.
Modelin fonksiyonel değeri olan etkinlikleri gözlemcinin dikkatini çeker. Diğer bir deyişle, önemli sonuçlar doğuran etkinlikler dikkat çekicidir.
Model alınan etkinliklerin basit,yalın,açık ve çarpıcı olması gerekir. Gizlenmiş ve karmaşık olan etkinlikler daha az dikkat çekicidirler.
Modelin yaş,cinsiyet,saygınlık,statü,çekicilik,güç,ün vb. özellikleri gözlemcinin dikkatini etkileyen özelliklerdir.
Sonuç olarak, bireyin ilgi,gereksinim ve amaçları, önceki aldığı pekiştiriciler,modele duyulan hayranlık,gözlem yoluyla öğrenmede ?dikkat etme? sürecini önemli ölçüde etkileyen faktörlerdir.
HATIRDA TUTMA SÜRECİ
Gözlem yoluyla öğrenilen bilgiden yararlanabilmek için, gözlemcinin modelin davranışlarını hatırlaması gerekmektedir. Bu nedenle gözlenen bilgi, sembolleştirilip kodlanmakta ve bellekte saklanmaktadır. Bilgi iki yolla sembolleştirilmektedir. Bunlardan biri, bilginin zihinsel resimlere, imgelere dönüştürülmesidir; diğeri ise sözel sembollere dönüştürülerek saklanmaktadır (Woolfolk,1933)
Bandura'ya göre, davranışı düzenleyen bilişsel süreçlerin çoğunluğu görsel olmaktan çok sözeldir. Hatta modelden kazanılan görsel bilgi daha sonra sözel bilgiye dönüştürülmekte ve daha kolay depolanmaktadır. Ancak sözel ve imgesel semboller ayrı ayrı tartışılsa bile, modelden kazanılan bilginin ayrı ayrı temsil edilmesi çok zordur. Çoğunlukla model olunan etkinlikler, her iki sembolleştirmeyi de içermektedir (Bandura,1977; 1986).
Sonuç olarak, imgesel yada sözel olarak depolanan bilgilerin zihinsel olarak tekrar edilmesi,ya da gözlendikten hemen sonra uygulanması davranışa dönüştürülmesi gerekmektedir. Bandura'ya göre ?sembolleştirme kapasitesi? daha ileri düzeyde olan bireysel gözlem yoluyla öğrenme biçiminden daha çok yararlanmaktadır.
DAVRANIŞI MEYDANA GETİRME SÜRECİ
Model alma sürecinin üçüncü öğesi davranışı meydana getirme sürecidir. Bu aşama öğrenilenlerin performansa dönüştürülmesini belirler. Ancak bilişsel olarak öğrenilenlerin davranışa dönüştürülebilmesi için bireyin fiziksel ve psiko-motor özelliklerinin de uygun olması gerekir. Ayrıca, Bandura, bireyin fiziksel özellikleri uygun olsa bile,öğrendiklerini performansa dönüştürmek için yeterli isteğe ve başarabileceği inancına,yani ?öz yeterlilik kapasitesi?ne sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır(Woolfolk,1993).Bandura'ya göre ,davranışın yapılmasından önce gözlemcinin davranışının,modelin davranışına uygun hale gelmesi için, birey davranışı zihinsel olarak tekrar etmelidir. Bu prova etme sürecinde birey kendi davranışını gözler ve kendi davranışı ile zihinde tuttuğu modelin davranışını karşılaştırır. Bu karşılaştırma sonucuna göre kendine dönüt verir. Gözlemcinin davranışıyla modelin davranışı arasındaki farklılık,düzeltme etkinliklerini başlatır. Bu süreç gözlemcinin davranışı model alınan davranışa benzeyinceye kadar sürer. Bu süreçte,model alınan yaşantının sembolik olarak hatırlanması,gözlemcinin performansının göstermeden önce,kendi davranışını gözlemesini,düzeltmesini ve modelin davranışına yakınlaştırmasını sağlamaktadır(Hergenhahn,1988).
Sonuç olarak,davranışı meydana getirme aşamasında yapılan zihinsel tekrarlar davranışın daha doğru ve ustaca yapılmasını sağlar. Ayrıca, bireyin davranışı yapabileceğine ilişkin inancı, yani öz yeterlilik duygusu,davranışın meydana getirilmesinde önemli bir etkiye sahiptir. (Woolfolk.1993).
GÜDÜLENME SÜRECİ
İnsanlar, yeni davranışları ya da becerileri gözlem yoluyla kazanabilirler ancak onu yapmaya güdüleninceye ya da ihtiyaç duyuncaya kadar performans olarak göstermezler. Güdülenme süreci öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir(Gage ve Berliner,1988).
Bandura'nın bilişsel sosyal kuramından pekiştirmenin iki önemli işlevi vardır. Bunlardan birincisi; gözleyenlerde,modelin pekiştirilen davranışı gibi davrandıkları takdirde onların da pekiştirileceklerine ilişkin beklenti yaratır. İkincisi ise, öğrenmenin performansa dönüştürülmesinde harekete geçirici olarak işlev yapar. Yani öğrenilen şeylerin kullanılması için bireyi güdüler.
Bandura, pekiştirme kuramcılarından farklı düşünmektedir. Ona göre öğrenmenin oluşması ya da doğrudan yaşantı kazanılması için pekiştirmeye ihtiyaç yoktur. Birey sadece modelin ya da başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözleyerek de öğrenir. Dolaylı pekiştirme ya da dolaylı ceza, doğrudan pekiştirme ya da doğrudan ceza kadar etkilidir. Birey hem kendi,hem de başkalarının sonuçlarını gözleyerek bilgilenir ve bu bilgiyi de gelecekte pekiştireç elde etmek ya da cezadan kaçınmak için kullanır(Hergenhahn,1988)
Bandura'nın önem verdiği bir başka pekiştirme türü ise içsel pekiştirmedir. Bireyin kendine değer vermesini, yeterliğinin gelişmesinden zevk almasını sağladığından dolayı,bireyin kendi kendini pekiştirmesi dışsal pekiştirmeden daha önemlidir.
MODEL ALMA YOLUYLA KAZANILAN ÜRÜNLER
Bandura'ya göre(1986), gözlemci modelden beş şey öğrenmektedir. Bunlar aşağıda verilmektedir:
1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve yeni psikomotor beceriler öğrenilebilir.
2. Bireyin modeli gözlemesi sonucu, önceki öğrenmiş olduğu yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar.
3. Gözlemci için model sosyal bir harekete geçirici olarak görev yapabilir. Yani gözlemci yeni değerler,inançlar kazanabilir.
4. Gözlemci, modelden çevrenin ve eşyaları nasıl kullanılacağını da öğrenir.
5. Gözlemci, modelin duygularını açıklama biçimini gözleyerek kendi de benzer biçimde duygularını açıklayabilir.
ÖZ YETERLİLİK
Öz yeterliğe,teknik olarak ?algılanan öz yeterlik? denmektedir. Bireyin,becerisini kullanarak yapabildiklerine ilişkin yargıların bir ürünüdür,sonucudur. Öz yeterlik,bireyin,farklı durumlarla başetme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine,kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır,inancıdır, kendi yargısıdır.
Öz yeterlik yargıları dört temel kaynaktan elde edilen bilgilerden etkilenmektedir. Bu kaynaklar şunlardır:
1. Bireyin doğrudan kendi yaptığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucunda elde ettiği bilgiler.
2. Dolaylı yaşantılar;bireyin kendine benzer başka kişilerin başarılı, ya da başarısız etkinlikleri,bireyin kendi etkinlikleri kendininde başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin yargısını güçlendirir.
3. Sözel ikna; bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatlar değişik ölçülerde öz yeterlik yargısını etkiler.
Psikolojik durum;bireyin belli görevi başarma ya da başarısız olma beklentisi öz yeterlik algısını etkiler.
ÖZ DÜZENLEME
Öz düzenleme, bireyin kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir. Bu nedenle Bandura'ya göre insanların davranışları,sadece dışsal pekiştireçler ve cezalarla kontrol edilemezler. İnsanlar davranışlarını büyük ölçüde kendi kendilerine düzenlerler(Bandura,1997)
Bandura, bireyin performans standartları ulaşılabileceğinden çok yüksekse, birey için mutsuzluk kaynağı oluşturacağını belirtmektedir. Bireyin, kendi değerlendirmesi sırasında, performans standartlarına ulaşamadığını görmek, giderek kendini değersiz hissetmesine, amaç yokluğuna, depresif reaksiyonlara neden olmaktadır. Amaçların ulaşılamayacağı kadar güç ve olarak belirlenmesi bireyin hayal kırıklığına uğratabilir. Bu nedenle, ulaşılabilecek yakın amaçlar belirlemek bireyi harekete geçmek için güdüleyeceği gibi sonuçtan tatmin olmasını sağlar.
Bandura'ya göre birey,kendi kendini değerlendirme sonucunda kendini içsel olarak pekiştirir.
Sonuç olarak; sosyal öğrenme kuramına göre birey, kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak değerlendirebilir ve ya cezalandırarak davranışlarını düzenler. Kısaca insan kendi davranışlarını etkili olarak kontrol edebilir. Dışarıdan başkalarının kontrollerine ihtiyaç yoktur.
BANDURA'NIN SOSYAL ÖğRENME KURAMININ EğİTİM AÇISINDAN DOğURGULARI
Bandura, bireyin her şeyi doğrudan öğrenmesine gerek olmadığını,başkalarının deneyimlerini gözleyerek de pek çok şeyi öğrenebileceğini savunmaktadır. Birey, gözlediği modellerin pekiştirilen davranışlarını kendi de göstermekte,cezalandırılan davranışlarını ise yapmamaktadır.(Eggen ve Kauchak,1992). Gözlenen modeller ise,genellikle saygın,yüksek statüye sahip ve güçlü kişilerdir.
Özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların gözünde saygın bir yere sahip olan ana baba ve öğretmenler kendileri iyi birer model olarak,çocuklara pek çok istendik davranışları kazandırabilirler
Çocuklara,birçok bilişsel,duyuşsal,sosyal ve psikomotor davranışlar ,sevilen, beğenilen saygı duyulan yetişkinlerin model olmaları yoluyla kazandırılabilir. Eğitim durumunda öğretmenler,önemli bir modeldir. Öğretmenler, çocuklara yaratıcılığı,etkili öğrenme ya da çalışma stratejilerini, problem çözme becerilerini öğretmede kendileri model olmalıdırlar. kendileri bu davranışları göstererek öğrencilerin gözlemesini ve dolaysıyla öğrenmelerine yardım etmelidirler.
Bilindiği gözlem yoluyla öğrenmenin dört temel sürecinden birincisi dikkat etmedir. Herhangi bir etkinlik olay nesne bireyin dikkatini çektiği taktirde gözlem yoluyla öğrenme meydana gelebilir. Yapılan deneyler,çocukların gözlem yoluyla öğrenmelerinde çizgi film kahramanlarının gerçek yaşam modellerinden daha çok dikkatlerini çektikleri ve dolayısıyla daha etkili olduklarını ortaya koymaktadır.
Gözlem yoluyla öğrenmenin ikinci süreci zihinde tutma idi. Bandura, zihinde tutma sürecini bireyin özellikle sembolleştirme kapasitesinden etkilendiğini ileri sürmektedir.
Gözlem yoluyla öğrenme sürecinin üçüncü aşaması davranışı üretme sürecidir. Bu aşamada birey,model alınan davranışın, sembolik temsilcisini modelin davranışına benzetinceye kadar tekrar eder, düzeltir ve sonunda modelin davranışına benzer hale getirir. Burada öğretmenin dikkate alması gereken önemli bir nokta; öğrencinin bilişsel olduğu kadar fiziksel özelliklerinin de model alınan davranışı yapmaya uygun olmasıdır. Ayrıca öğrencinin öz yeterlik ve öz düzenleme kapasiteleri de davranışı üretmede etkindir.
Gözlem yoluyla öğrenme sürecinin 4. ve son basamağı güdülenmedir. Bu aşama, öğrenilenlerin perfonmansa dönüştürülmesini sağlar. Öğretmen yada ana babaların bu aşamada dikkat etmeleri gereken önemli nokta; çocukların modelin davranışların sonuçlarını gözlemeleridir. Çocuklar, bu gözlemlerine göre modelin pekiştirilen davranışlarını yapar, cezalandırılan davranışlarını yapmaktan çekinir.
Bandura'ya göre davranış üstünde etkili olan temel kavramlardan ikisi öz yeterlik ve öz düzenlemedir. Daha önce de tanımlandığı gibi, öz yeterlik; bireyin durumlarla baş etme, belli bir etkinliği organize edip başarılı olma kapasitesine ilişkin yargısı, inancıdır. Bu durumda öğretmenler , öğrencinin öz yeterlik algısını geliştirmesine yardım etmek için şu önlemleri alabilirler(Tuckman, 1991)
1. Öğrenciye verilen ödevler, çok uzun ve çok geniş, onun yönetebileceği, başarabileceği uzunlukta ve genişlikte olmalıdır. Böylece öğrencinin yakın, belirgin, ulaşabileceği amaçlar belirlemesi ve görevlerini tamamlaması teşvik edilmiş olur.
2. Öğrencinin ödevlerini değerlendirme ölçüleri önceden belirlenmeli ve öğrenci, bu konuda bilgilendirilmelidir.
3. Öğrenci ödevinin her aşamasında sık sık dönüt verilmelidir. Bu dönütler, öğrencinin performans ölçütlerine ne kadar yaklaştığı konusunda bilgi verir ve başarmak için çabasını sürdürmesini sağlar.
4. Öğrencinin genellikle kötü yaptıklarından çok, iyi yaptıkları söylenerek amaca ulaşması teşvik edilmelidir.
5. Öğrencinin hedeflerini , bu hedeflere ulaşmak için ne yapması gerektiğini, engelleri nasıl aşacağını yazılı olarak açıklaması teşvik edilmelidir. Böylece,öğrencinin kendi yeterliklerin, daha gerçekçi bir şekilde farkında olması sağlanabilir. Ancak, burada öğretmenin, öğrencinin doğruyu yansıttığından emin olması gerekir.
6. Öğrencinin performansı göstermesi için, teşvik edici, harekete geçirici bir takım ek puanlar verilebilir. Başardığını gören öğrencinin ise, öz yeterlik algısı yükselir.
Davranış üzerinde etkili olan bir diğer kavramda öz düzenleme idi öz düzenleme yeterliğini kazanabilmek için çocuğun kendi performans standartlarını geliştirilmesi gerekir. Ana baba ve öğretmenler çocuğun kendine özgü performans standartlarını geliştirmesine yardım etmelidir. Bu amaçla çocukların, statüsü erişilemez görünüp çocuğun gözünü korkutan modellere değil, çocuğu çaba harcamaya teşvik eden, doğruları ve yanlışları ayırmasını sağlayan akran grupları ve diğer modelleri gözlemeleri, onlarla çalışmaları sağlanmalıdır.
Çocuğun belirlediği standartlar yada hedefler açık, belirgin ve ulaşılabilecek yakınlıkta olmalıdır.
Öz yeterlilik ve öz dinlenmenin geliştirilmesi için, öğrencilerin tümüne aynı anda aynı şeyleri öğretilmeye çalışıldığı eğitim ortamları uygun değildir. Çocuklarda öz yeterlik ve öz düzenlemenin geliştirilmesi için öğretmenlerin grupla öğretimde, öğretimin bireyselleştirilmesini sağlayacak önlemler almaları gerekir. Bu amaçla çocukların kendi kendilerini planlamalarını, izlemelerini, kendilerine dönüt vermelerine ve kendilerini düzeltmelerini olanak veren öğretme-öğrenme ortamları düzenlenmelidir. Tam öğrenme yöntemi, iş birliğine dayalı öğrenme yöntemi vb. yöntemler işe koşularak çocukta, öz yeterlik ve öz düzenlemenin geliştirilmesine yardım edilebilir.
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIMLARIN SINIF ORTAMINA UYGULANMASI:
Davranışsal öğrenme teorilerinin sınıf ortamına uygulana bilmesi çok basit yöntemlerle yapılabilmektedir. Tekrarlanmasını istediğimiz davranışları pekiştirin. Bu pratikte kolay fakat uygulamada biraz zor olan bir olay. İstenilen davranışın oluşması ve tekrarlanması için gerekli ilkeler sınıf ortamı için aşağıdaki gibi olmalıdır: .
1. öncelikle öğrenciden istenilen davranışın özellikleri belirlenir ve o davranışı pekiştirilir. Örneğin ödevini ve dersini yapanların ödüllendirilmesi gibi. Ödüllendirileceği önceden açıklanmaz, öğrenci istendik davranışı yaptığında ödüllendirildiğini görünce bu tip davranışları tekrarlar.
2. Öğrencilere, onlardan beklenen davranışlar belirilir ve yaptıkları takdirde ödüllendirilecekleri söylenir. Davranışın ödüllendirme gerekçesi açıklanır. Bu durumda öğrencinin birazda ödül elde etmek için o davranışı gerçekleştirmesi beklenir.
UYARICILARIN HAZIR OLMASI:
Davranışsal öğrenme teorilerinin en önemli özelliği uyarıcıların zaman geçirmeden, ertelenmeden verilmesidir. Anında verilen pekiştireçlerin öğrenmeye veya istenilen davranışların oluşmasına daha çok fayda sağlayacağı bilinmektedir. Bu insan davranışlarında ve özellikle sınıf ortamında daha önemlidir. Başarılı bir öğrenciyi, başarısından dolayı anında, zaman geçirmeden ödüllendirmek gerekir.
BİÇİMLENDİRME / ŞEKİLLENDİRME:
Biçimlendirme, tepkiyi faklılaştırmadır, yani tepkiyi istenen şekilde oluşturmaktır. Edimsel koşullanma süreci normal koşullarda çok zaman almaktadır. Skinner kutusuna konan bir hayvanın, kendi başına manivelaya basarak yiyeceği elde etmesi beklenirse, hayvan ya ölür ya da yiyeceği elde etmeyi öğrenir. Ancak edimsel koşullanmada bir başka yaklaşım, hayvanın daha kısa bir sürede yiyeceği elde etmeyi öğrenmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşıma biçimlendirme adı verilir. Davranış kademeli yaklaşma yoluyla biçimlendirilmektedir. Önce, gösterilen davranışlardan istenilen davranışa en yakın olan davranış pekiştirilmekte, bir müddet sonra daha yakını ve giderek daha yakını pekiştirilerek, böylece en sonunda beklenen davranışın gösterilmesi sağlanmaktadır.( Skinner, 1964)
Skinner, güvercini açlık programına aldıktan sonra skinner kutusuna koyar. Deneyi yapan kişi besleme mekanizmasını dışardan düğmeye basarak yönetebilmektedir. Hayvan, Skinner kutusunda, manivelanın bulunduğu bölüme geçtiğinde, deneyi yapan kişi düğmeye basarak besleme mekanizmasını harekete geçirir ve yiyeceği almasını sağlar. Manivelanın yakında bulunduğu sırada pekiştirildiğinden dolayı hayvan deney alanın bu bölümünde kalma eğilimi gösterir. Bundan sonra hayvanın manivelaya daha yakın gagalama veya basma davranışı pekiştirilmekte daha sonra sadece manivelaya dokunma davranışı, daha sonra sadece manivelayı itme davranışı pekiştirilmekte ve en sonunda da kendisi manivelaya basarak yiyeceği elde etmektedir. Skinner, güvercinlere de bowling oynamayı da benzer yöntemle kısa sürede öğretmiştir. Eğer güvercine hiç müdahale etmeden kendiliğinden topa dokunup bir oluktan atarak küçük lobutları devirmesini ve sonucunda pekiştirmeyi beklersek hayvan çok uzun zamanda öğrenir. Oysa, skinner, biçimlendirme yoluyla kısa sürede güvercinlere bovvling oynamayı öğretmiştir. Önce, tüm deneylerde olduğu gibi, hayvanı yiyecekten yoksu bırakmış daha sonra, ilk önce topa doğru yönelme davranışını pekiştirmiş; yeterince bu davranış pekiştirildikten sonra, sadece topun çok yakınındaki gagalama davranışını pekiştirmiştir. Bu davranışta olağan hale geldikten sonra sadece topu gagalama davranışını pekiştirmiştir. En sonunda ise, sadece topu lobutlara doğru yuvarlama tepkisini pekiştirmiştir. (Skinner, 1958: bulunduğu kaynak:Hill,1990 s.97)
Sonuç olarak, biçimlendirme; beklenen tepkiye yakın olarak görülen bir tepkinin pekiştirilmesiyle başlayan ve giderek kademeli bir şekilde, daha yakın bir tepkinin, bir sonrakine daha yakın bir tepkinin ve en sonunda istenen tepkinin pekiştirilmesiyle sonlanan bir süreçtir. İstenen davranışı kazandırmada, kendiliğinden oluşan edimsel koşullanmaya göre daha az zaman alıcıdır.
Biçimlendirme, pekiştirmenin bilimsel ilkelerinin uygulanması olmakla birlikte, aynı zamanda sanatsal bir süreçtir. Eğer pekiştirilmesine karar verilen davranışlar bir birine çok benzer, çok yakın davranışlar olursa biçimlendirme çok yavaş olur ve istenen davranışın tam olarak yapılması uzun süre alır. Bu nedenle etkili bir biçimlendirme yapabilmek için hangi tepkilerin pekiştirileceğinin çok iyi belirlenmesi ve bir tepki yerleştikten hemen sonra, bir sonraki tepkinin pekiştirilmesine zaman geçirilmeden geçilmesi gerekir.
Biçimlendirme süreci, çocukların soğuk-sıcak oyununa benzemektedir. Bu oyunda çocuklardan birisi dışarı çıkar, diğerleri ise bir eşyayı saklarlar. Arkadaşları içeri girdiğinde, eşyanın bulunduğu yere yaklaştıkça sıcak, uzaklaştıkça ılık daha da uzaklaştıkça soğuk diyerek onun davranışlarını biçimlendirir. En sonunda eşyayı bulmasını sağlarlar. Çocuğun eşyayı bulmasını beklemek yerine bazı uyarıcılar kullanarak istenilen davranışın daha kısa sürede yapılması sağlanmaktadır.
Yeni bir davranışın biçimlendirme yoluyla kazandırılma basamakları aşağıdaki gibi özetlene bilir.
? Ulaşılacak hedefin açık bir şekilde belirlenmesi
? Öğrencinin bulunduğu düzeyin belirlenmesi
? Hedefe ulaşmak için pekiştirilmesi gereken ara davranışların, aradaki basamakların belirlenmesi
? Süreç boyunca öğrencilere dönüt verilmesi
TERSİNE ZİNCİR
Şekillendirmenin değişik bir formu özellikle eğitimde kullanılan tersine doğru zincirleme durumudur. Paragraf yazma öğretilen bir derste öğrenciler, sonuç cümlesi eksik olan bir paragraf verilir. Öğrencilerden buraya uygun bir cümle bulmaları istenilir. Bu denemenin son noktası paragrafa tamamlanmaktadır. Sonra öğrencilere eksik bir paragraf daha verilip, bir destekleyici cümle ve sonuç cümlesi yazarak paragrafı tamamlamaları istenir. En sonunda başlık verilip destekleyici cümleler ve sonuç cümlesi yazmaları istenir. Bu yöntemin en önemli avantajı öğrencinin her aşamada komple bir paragrafla karşı karşıya olması ve bir bütünlük olduğu gösterilmesidir. Aşamalar baştan sona değildir, sondan başa doğru bir zincir oluşturmaktadır.
SÖNME
Edimsel koşullanma ortamından pekiştirici uyarıcının kaldırılmasıyla davranış sıklığında bir azalma ve en sonunda edim düzeyine inme görülür. Bir başka deyişle, pekiştirmenin yapılmamasıyla davranış, pekiştirmeden önceki düzeyine düşer. Söndürme sürecinde, davranışın sıklığı hemen azalmaz. Söndürmenin başlamasıyla davranış sıklığında kısa süreli bir artma gözlenir. Ancak pekiştirilmeyen davranışın sıklığı giderek azalır ve doğal ortamdaki gözlenme düzeyine düşer. Örneğin manivelaya bastığı halde yiyeceği elde edemeyen hayvan manivelaya daha çok basacak, ancak bu çabaya rağmen yiyeceğin gelmemesi sonucunda, manivelaya basma davranışı azalacak, giderek doğal olarak yaşamında görülebilecek düzeye inecektir. Öğretmen, sınıfta sık sık karın ağrısı şikayetinde bulunan bir öğrencisini arkadaşlarının yardımıyla evine göndermektedir. Daha sonra öğretmen, çocuğun okuldan eve gitmek istediğinde karın ağrıları çekiğini anlar ve davranışını pekiştirmemek için sınıftan dışarı çıkartmaz. Pekiştirecin ortamdan çekilmesiyle başlangıçta karın ağrıları daha çok şiddetlenir. Bir kaç kez daha karın ağrısı görülür fakat pekiştirilmez. Bir müddet sonra karın ağrısının yok olduğu görülür.

Okunma Sayısı: 11112  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...