Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.
Ara

Eğitim Duyuruları

Suç ve Suçlu Psikolojisi

Suç ve Suçlu Psikolojisi

1-İnsan Nasıl Bir Varlıktır?
2-insan, Kurallar ve Toplum
3-Suç Nedir?
4-Suçluluk Nedir?
5-Suçlu Kimdir?
6-Suçluluğun Psiko-Sosyal Nedenleri
7-Sonuç ve değerlendirme

1-İNSAN NASIL BİR VARLIKTIR?

-İnsan hem bağımsız, özgür ve özerk olma ve hem de toplumsal olma gereksinimleri olan bir varlıktır. Bir taraftan birey olmaya çalışırken öte yandan diğer insanlarla birlikte olmayı ister. Bireysel olma ile toplumsal olma arasında kendine özgü bir denge kurmaya çaba gösterir. (Farklı ve benzer olma) (örnekler)
-Farklı yaklaşım ve görüşler bulunsa da genel olarak insanın nasıl Bir insan olduğu onun en yakın çevresinden başlayarak içinde bulunduğu toplum ve çağa özel koşullar ve insanın bunlarla etkileşimi belirler. Ancak birey bu koşulların etkisinin dışına çıkabilecek bir varlıktır da...
-İnsan olumsuz çevresel koşullarla başa çıkabilecek çabaya ve iradeye sahip aktif bir varlık olarak değerlendirilir. Genelde koşulların etkisinde sürüklenen pasif bir varlık değildir. Fırsatlar verildiğinde olumsuz çevreye karşı çıkabilecek güçtedir.
-Uygun koşullarda yaşama fırsatları verilirse kendini geliştirebilen, kendi koyduğu amaçlar uğruna kendini gerçekleştirmeye uğraşan bir varlıktır.
-Yaygın olarak bilinen, yararlanılan ve eleştirilen Maslow’un Gereksinim Tabakalaması Teorisine göre insanların en temel yaşamsal gereksinimlerinden en gelişmiş kişisel büyüme ve gelişme gereksinimlerine doğru sıraya göre düzenlenmiş beş temel gereksinimleri vardır.
1-Kendini gerçekleştirme
2-Kendine saygı, değer ve güven
3-Ait olma, sosyal gereksinimler ve sevgi
4-Güvenlik, barınma ve korunma gereksinimi
5-Fiziksel varlığını devam ettirme gereksinimi İnsan 5.den 1.ye bu gereksinimlerini karşılamaya yönelen bir varlıktır. Ancak bazen bu gereksinimleri karşılama sırası değişebilir.
-İnsan zihni (bilişi), aldığı bilgiyi inceleme, ilişkilendirme, problem çözme, değerlendirme, düşünme, seçme gibi çeşitli bilinçli ve mantıklı işlevler yapma özelliğine sahip olduğu kadar farkında olmadığı bilinç dışı süreçlerin de etkisinde bulunur.
-İnsanın diğer insanlarla ilişkisinde sosyal algı konusu önem taşır. İnsan diğer insanları ve sosyal olguları algılarken kendi geçmiş deneyimi, içinde bulunduğu koşullar ve bireysel yönelimlerinin etkisi altında kalarak değerlendirmeler yapar ve yanılsamalarda bulunur. (örnek)
-İnsan doğumdan ölüme yaşamı boyunca benlik kavramını oluşturmaya çalışır. İnsanın içinde bulunduğu koşullar ne kadar buna fırsat tanır özellikte ise benlik kavramı ve bireyin özsaygısı da o denli gelişmiş olur.
-İnsan yaşam boyunca birbirini izleyen değişik gelişim dönemlerinden geçerek kendini çevresi ile etkileşim içinde oluştururken her dönemin kendine özgü özellikleri ve sorunları vardır. Ancak insan yaşamında çocukluk ve gençlik yıllarının farklı bir önemi vardır. Bu dönemlerde yaşanan olumsuz yaşam deneyimlerinin etkisi daha çoktur.
-Olumsuz çevre koşulları altında yetişen birey bundan nasibini alır. Ancak bu etki değişmez bir kader değildir.
-Bireye sağlanan sosyal destek ne kadar erken olursa olumlu etkisi de o kadar yüksek olur.

2-İNSAN, KURALLAR VE TOPLUM.

-Birey toplumla insan olur, toplumla varlığını gerçekleştirir. Ama insan bu kendini gerçekleştirmenin bedelini kendini sınırlayarak öder. Bir yanda ‘ben’, bir yanda ‘ötekiler’, yani toplum...
-İnsan kendine kural koyan, normlar, ölçütler yaratan tek canlıdır. Kurallar koyar, diğer insanlarla ortak davranış biçimleri oluşturur, ortak değerler ve semboller yaratır. Onları adet, töre, gelenek, ahlak, din, hukuk kurumları olarak kuşaktan kuşağa aktararak sürekliliklerini sağlar.
-İnsan yaşamının her evresinde toplumsal, dinsel, hukuksal kurallara uymak için kendini zorlar. Çünkü kurallar çoğu kez bireysel güdüler ile çelişir. Bu nedenle bunları sıklıkla bozmaktadır. Toplum yaşamı sanki benler ile kuralların bir çatışma alanı ve aynı zamanda gönüllü ya da gönülsüz bir uzlaşmasıdır.
-Her toplumsal kurallara karşı çıkış ve onlardan ayrılış ya toplumun kendiliğinden tepkisiyle (kınama, ayıplama,gülünç bulma, aşağılama, dışlama) ya da örgütlü güçlerin yaptırımı ile (kanunlar, yönetmelikler) insanın karşısına çıkar.
-İnsan kural koyduğu yasa yaptığı gibi, bunları bozar,değiştirir, geliştirir de. Kuralı koyan da insan, bozan da...Toplumda uyum ve uzlaşmayı sağlamak olduğundan, toplum değişip geliştikçe, yeni koşullar ve gereksinmeler ortaya çıktıkça kurallar yasalar da değişip geliştirilir.
-Toplum değişme ve gelişme halindedir. Bilimsel ilerleme ve teknolojik gelişmeler yaşama koşullarını değiştirmekte,buna karşılık gelenek, töre, ahlak, din, hukuk gibi kurumlar bu değişime daha yavaş uyum sağlamaktadır.
-İnsanlık tarihi, iyi-kötü, doğru-yanlış, yargılarının, suç kavramının, davranış kalıplarının, toplumun somut yaşama koşulları tarafından belirlendiğine ve değişebilirliğine örnekler sergilemektedir. Örneğin bazı toplumlarda hırsızlık, çocuk öldürme, yamyamlık gibi davranışlar övülmeye değer sayılırken, diğerlerinde cezalandırılırlar. Yine bazı ilkel toplumlarda kız çocuklarının öldürülmesi ve ihtiyarlarla sakatların diri diri gömülmeleri toplumsal açıdan kabul edilebilir davranışlar olarak görülür.(örnek)
-İyi-kötü, doğru-yanlış davranış kalıpları, değer yargıları, ahlak anlayışı, suç kavramı toplumdan topluma değişmektedir. Mutlak değil görecelidir. Çağımızda da toplumlar çeşitli uygarlık düzeylerinde yaşamakta, farklı ahlak anlayışları, farklı gelenekler, hukuk sistemleri ve değişik yönetim biçimleri ile varlıklarını sürdürmektedirler.
-Kohlberg’in Ahlak, Töre Gelişimi kuramına göre insanınyaşamında birbirini izleyen üç ahlak gelişim dönemi vardır. Okul öncesi çocuklar kuralların ana babaları tarafından konulduğunu ve değişmez olduğunu düşünürler. Suçun büyüklüğünü değerlendirirlerken suçlunun amacını dikkate almazlar. İlk okul döneminde toplumsal kurallar öğrenilir ve büyük önem taşır. Yasa ve kurallar anlayışı gelişir. Ergenlik ve gençlik döneminde ise toplumsal kontratlar ve bireysel ahlak anlayışı gelişir. Toplumlarca kabul görmüş evrensel insan hakları anlayışı gelişir. Ancak bu ahlak anlayışı gelişiminde bireysel ve toplumsal farklar vardır. Ahlak anlayışı öğrenilmiştir.

3-SUÇ NEDİR?

-Suç, insanın sosyal bir varlık olması ve bireyin toplumla çatışması nedeniyle eskiden beri varolan ve gelecekte de sürecek bir olgudur.
-İnsan, toplum içinde yaşayarak, kendini denetleyerek ve sınırlayarak toplumun bir üyesi olurken bir taraftan kültürün, uygarlıkların gelişmesine katkıda bulunurken öte yandan toplumca kabul edilmeyen davranışların da ortaya çıkmasına yol açar.
-Suç bir tür hastalık mıdır? Her toplumda görülen toplumsal kurallara, kanunlara karşı davranışlar yüzyıllar boyunca düşünürleri, yöneticileri, hukukçuları ve bilim adamlarını yakından ilgilendirmiştir. Geçmiş tarihsel zamanlarda suçu ruhun bir hastalığı olarak düşünmüşlerdir. Orta çağlarda ise suç, şeytani bir davranış ve kötü ruhların etkisiyle ortaya çıkan bir eylem olarak görülmüştür. Bazı eski düşünürler suçu bir hastalık olarak görürken diğerleri suç nedenlerini bireyin dışında toplumsal çevrede, yoksulluk, ekonomik sorunlar, değişimler gibi toplumsal koşullarda aramışlardır.

4-SUÇLULUK NEDİR?

-Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Ceza hukukunun verdiği tanıma göre suç, Yasanın cezalandırdığı harekettir. Suçlu, ;Ceza yasasına göre suça neden olan bir birey olarak açıklanır. Suçluluk tanımı birbirinden çok farklı olguları kapsar. Biletini ödemeden otobüse binen de, hırsızlık yapan ve adam öldüren de suçludur. Suçluluk bireyin çevresi ile etkileşimi içinde oluşur. Ayrıca suçluluk Hukuki ya da ahlaki kuralların bozulması olarak ta tanımlanır. Küçük ya da büyük bir sosyal grubun üyeleri tarafından iyi yararlı diye kabul edilmiş bulunan inançların, geleneklerin, adet, ve törelerin, kurumların dayandıkları kurallara aykırı olarak işlenmiş bulunan anti-sosyal bir davranış suçluluk olarak değerlendirilir. Bir davranış veya eylem, belirli bir ülkenin ve dönemin adet, gelenek, töre ve düşünceleriyle çelişki halinde bulunursa suç niteliği taşır.
-Suç kavramı, Ceza Hukukunda tanımlandığı gibi yasanın Cezalandırdığı hareket olarak ele alınamayacak kadar karmaşık ve çok yönlüdür. Suçluluğa psikolojik, sosyolojik, ekonomik, ve hukuksal yönleri kapsayacak bir anlayışla bakmak gerekir.

5-SUÇLU KİMDİR?

-Suçlu çocuk ve genç yoktur, suça itilmiş çocuk ve genç vardır. Psikoloji de yıllar boyu yapılan araştırmalar göstermiştir ki özellikle gelişme çağlarında insanın içinde yaşadığı koşulların onun nasıl bir insan olacağını, kişiliğini büyük ölçüde etkilemektedir. Bu nedenle suçlu kimdir değerlendirmesini yaparken bireyin suçluluğunu yalnız onun bireysel bir durumu olarak değerlendirmek içinde yetiştiği olumsuz toplumsal koşulları göz ardı etmek, bu günün bilimsel anlayışına göre olanaksızdır. Bu nedenle suçluluğun değerlendirilmesinde bu durumu hazırlayan olumsuz toplumsal çevrenin de dikkate alınması gerekir.

6-SUÇLULUğUN PSİKO-SOSYALNEDENLERİ

1-Bireyin gelişimi, nasıl bir kimlik oluşturduğu yoğun olarak çocukluk ve gençlik yıllarında biçimlenir. Sosyalleşme süreci küçük yaşlardan başlayarak yetişkinliğe kadar sürer. Daha sonra da yavaş yavaş gelişimini sürdürür. Böylece insan toplumun bir üyesi olmaya yönelir. Bu dönemde yaşanan olumsuzluklar bireyin kimlik oluşumunu olumsuz yönde etkiler.
2-Bu gelişim süreci içinde çocuk ana baba ile özdeşleşmek sevilen ebeveyn gibi olmak, ona benzemek, onu örnek almak ister. Sevilmeyen örnekler ret edilir. Böylece birey kişilik özelliklerini oluşturur.
3-Ergenlik ve gençlik döneminin insan yaşamında önemli bir yeri vardır. Genç bedensel ve cinsel büyük değişimler yaşar, zihinsel olarak ta bunları farkına varmaya başlar. Hızlı bir bilişsel gelişim de yaşanır. Ana babasından ve diğer yetişkinlerden bağımsızlaşma, yetişkin olma çabasıdır bu... Ancak henüz yeterli donanımlara sahip değildir. Eğer genç, baskı altında ve bağımsızca davranmayı desteklemeyen bir ortamda yetişmişse, aile ve yetişkinler yerine diğer grupların etkisine hiç sorgulamadan kolaylıkla katılabilir. Böylece kendi kimliğini ispat etmeye çalışır.
4-sosyal etki ve uyma davranışı, Suç ve suçlulukta önemli rol oynayabileceği düşünülen bir sosyal psikolojik olgudur. Bilimsel araştırmalar insanların çeşitli ortamlarda grubun etkisine ve otoriteye karşı duramadıklarını,kendi görüşlerini grubun etkisi doğrultusunda değiştirdiklerini göstermiştir. Bu durum bireyin bireyleşme derecesine ve çeşitli ortamsal etkenlere göre farklılaşmalar göstermektedir.
5-Yine yapılan bazı araştırmalara göre insanın çevresinden tecrit edilmesi ve farklı bilgi ve görüşler yüklenmesi yoluyla tüm bilişsel yapısı değiştirilebilir. Ancak böyle bir durumda etkilenmelerde bireysel farklılıklar vardır. Gençlerin ve bağımsız kimlik gelişimini kazanamayanların ve eğitim düzeyi düşük kişilerin daha çok etkilenmesi beklenir. (beyin yıkama)
6-Aile Ortamı, bireyin gelişimini etkileyen en yakın ve en etkili gelişim ortamıdır. Toplumsal doğru ve yanlışlar, örf, adet ve gelenekler öncelikle aile aracılığı ile birey tarafından öğrenilir.
7-Bu alanda yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre iki ana özellik bireyin olumlu gelişimini sağlamada önemli bulunmuştur. Bunlar sevgi ve denetim özellikleridir. Çocuğa sevgisini ifade eden ve yaşa özel bir biçimde giderek serbestleştiren bir rehberlik sağlayan ana baba tutumu ile yetişen bireylerin birçok araştırmada pek çok gelişim özelliği açısından daha olumlu bir konumda oldukları görülmektedir.
8-Aşırı disiplinli, sevgisiz ve soğuk aile ortamlarında büyüyen çocuklarda ise çeşitli psikolojik sorunlar çok daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Özellikle suçlu çocuk ve gençlerin aileleri araştırıldığında soğuk, ilişkisiz ve ilgisiz aile ortamları bulunmuştur. Aile ortamı açısından çocuğu suça iten aşırı disiplin kadar ilgisiz, soğuk mesafeli tutumların da önemli olduğu bilinmektedir.
9-Çocuğun gelişiminde son derece olumlu rol oynayan demokratik, denetimli sıcak aile ortamının bazı özellikleri şöyle sıralanmaktadır. Çocuğa baskı ve zor uygulanmaz, kurallar onunla tartışılabilir, kurallar ve nedenleri açıklanarak ona benimsetilmeye çalışılır, Çocuğun aile kararlarında yaşına uygun bir biçimde yer alması sağlanır, ona seçim özgürlüğü tanınır, çocuğun görüşleri istekleri dikkate alınır, sıcak, sevgi veren, ilgili, cevap verici bir tutum sergilenir, ondan sorumlu olgun davranışlar talep edilir, kültürel ve ortak etkinliklere katılım sağlanır, değer verme ve önemseme, iletişim kurma, olduğu gibi kabul etmeye önem verilir, çocuğun bağımsızlığı ve özerkliğini geliştirmesi desteklenir, eğitim standartları konulur ve onlara yönelmesi desteklenir. Bu tür aile ortamlarında yetişen çocukların kendine güvenli, kendi kendini denetleyen, enerjik, neşeli, sorunlarla baş edebilen, arkadaşlarıyla ve yetişkinlerle iyi ilişkilerde olan, amaçlı, başarı yönelimli, bağımsız ve özerk özellikler gösterdiği görülmüştür. Ayrıca bu tür ortamlarda yetişen bireylerde suç ve suçluluğa rastlanmamaktadır.
10-Ailenin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi etmenler de suçlulukla ilişkili bulunmuştur.
11-İnsanın saldırganlık özelliğini geliştirerek yetişmesi de suç ve suçluluk davranışı ile ilişkili bulunmaktadır. Bireyin gelişimini engelleyen, amaçlarını ve onu kısıtlayan, cezalar ile sınırlayan olumsuz ortamlar saldırganlık kişilik özelliğinin gelişimine zemin hazırlar. Ayrıca aile ortamında saldırganca davranan ebeveyn örnekleri bunu daha da kuvvetlendirir.
12-Birey olma ve bireyleşme ilk gelişim yıllarında yoğun olarak yaşanabilecek bir gelişim sürecidir. İnsanın özerk bir birey olmasını destekleyen ortamlarda suça eğilim azalacaktır. Ebeveynlerin çocuklarında itaat etme ve söz dinleme davranışı yerine, bağımsızlığı desteklemeleri onların otomatik olarak ve sorgulamadan diğerlerinin davranışına katılan aşırı uyma davranışı göstermelerini engelleyecektir. Özellikle gençlik döneminde gençler aileden ve toplumdan bağımsızlaşma, mantık yürütme, toplumu ve yetişkinleri eleştirme özellikleri gösterirler. Özerk ve bağımsız olmaları özendirilmiş gençlerin, daha bireysel olup bu dönemde önemli rol oynayan akran gruplarının daha az etkisi altında kalması beklenir.
13-Ailenin yanı sıra okul ortamı da bireyin gelişiminde ve suçluluk davranışında önemli rol oynar. Benzer şekilde okul ortamının da sevecen, ceza ve baskı uygulamayan, birey olmayı geliştiren bir ortam yaratması suçluluğu azaltıcı rol oynayacaktır.
14-Bireyin suça yönelmesinde toplumun sosyo ekonomik koşulları, hızlı toplumsal değişimler ve göçler de önemlidir. Araştırmalar hızlı sosyal değişimlerde, savaşlarda, ekonomik bunalımlarda ve toplumların karmaşıklaşması ile suç oranlarında artışlar gözlemlemişlerdir.

7-SONUÇ VE DEğERLENDİRME

Suç işleme ve suçluluk doğuştan bir kişilik özelliği değildir. Suçlu, büyük ölçüde olumsuz gelişim koşullarında yetişmiş, insan olarak hak ettiği değer ve özeni almamış bir kişidir. Suç işleyenlerin sorumluluğu büyük ölçüde çevresel ve toplumsal koşullardadır. Bu nedenle suçluları dışlamak, onlara düşmanca duygular beslemek ve onlardan nefret etmek yerine onları anlamak, onları ileri yıllarında topluma kazandırma yoluyla suçların azaltılmasına katkıda bulunmak toplumsal kurumların sorumluluğu ve görevi olmalıdır.

Okunma Sayısı: 11675  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...