Mum dibine ışık vermez.
Ara

Eğitim Duyuruları

Zekada Kalıtım Ve Çevre Faktörlerinin Rolü Ne Kadardır?

Zekada Kalıtım Ve Çevre Faktörlerinin Rolü Ne Kadardır?

İncelemelerin temelinde yatan olgular büyük çoğunlukla bireyler ya da gruplar arasındaki farklılıklarla ilgilidir. Ancak bu farklılıklar kuşkusuz ortamın etkisine bağlanamaz. Elverişsiz ekonomik ve kültürel koşullar altında yaşayan ailelerden gelen, zeka düzeyi düşük çocuklar üzerinde yürütülen basit bir araştırmadan yola çıkarak, bunların zeka düzeylerinin, içinde bulundukları kötü şartlardan kaynaklandığını iddia edemeyiz; aynı şekilde bunun, zihinsel açıdan kendileri de yetersiz olan velilerden aldıkları vasat yapılarında ileri geldiğini de söyleyemeyiz. Böylece tartışmalar kalıtımın ve ortamın birbirleriyle olan ilişkileri içinde oynadıkları rolü ve yerlerini belirlemeye çalışmıştır.

Psikolojik hayatın belirleyicisi olarak kalıtımı ortaya atmak tutkusal tepkilere yolaçar. İnsanların eşitliğinin kabulü, çağdaş bilincin öylesine temel bir öğesi haline gelmiştir ki, bunu sorgulamak itirazlara ve hatta büyük suçlamalara yol açar. Bedensel veya zihinsel alanda farklılıkların varlığına hiç kimse karşı çıkamaz, fakat bunun sorumluluğunu dış etkilere yüklemek doğuştaki eşitliği sorgulamayı mümkün kılmamaktadır. Zekanın değerlendirilmesinde işe karıştırılan değer yargıları aynı şekilde gruplandırılmaların, bazı ırkların veya bireylerin yapısal olarak diğerlerinin altında olabileceklerini reddetmektir. Bu tür bir görüş açısı, bazı grupların başka gruplar tarafından yönetilme sistemlerinin sürmesini sağlayan kalıtım savını içeren tutucu sosyal davranışları desteklemektedir.

Araştırmacılar, girişimlerinin ideolojilere uymasına ve onlar farkına varmadan bu ideolojilere destek sağlasa bile, kalıtım hakkında araştırma yaptıkları zaman hiçbirşekilde bu tür önyargı ve tutumları benimsememektedir. Haklı olarak insanlığın içinde bulunduğu durumu iyileştirmenin, bu durumu belirleyen etmenlerin hepsinin devreye sokulmasıyla mümkün olabileceğini ve sadece bir bölümünün hesaba katılmasının bilgiyi azalttığı gibi bu durumu da zayıflatacağını iddia ederler.

Psikolojide de biyolojiden daha fazla olmamak üzere kalıtıma doğrudan ulaşmanın hiç bir yöntemi yoktur. Zeka testlerinin yayıldığı sıralarda bir inanç gelişmişti. Binet, çizelgesinin amacını tanımlayarak "doğal ve yalın zekaya" ulaşmayı hedeflediğini söylemekteydi. Bu tutum zekanın okulda öğrenilen bilgilerle özdeşleşmediği gerçeğinden dolayı kendini haklı çıkarıyordu. Bu koşullar altında zeka, bu bilgilere dayanmayan sınamalar gerektiriyordu. Yine de Binet, çizelgesi sayesinde elde ettiği sonuçların sosyal şartlardan soyutlanamayacağının bilincindeydi. Fakat ondan sonraki yıllarda, araştırmacılar aynı dikkati göstermekten uzak kalmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Galton tarafından geliştirilen ve İngiltere'de tesirleri süren kalıtımsalcı eğilim onların etkilenmesinde rol oynamıştır.
Bugün bu tür kolaycı yorumlar bir yana itilmektedir. Vernon tarafından yeniden ele alınan, Hebb'in A ve B zekaları arasında yaptığı ayrım genseltip ( Fransızca'daki genotype sözcüğünün karşılığıdır, gelişimi etkileyen kalıtımsal niteliklerin tümü anlamına gelir.) ve fenotipin ayrımına karşılık gelmektedir. Vernon, testler tarafından ölçülebilen C zekasını devreye sokarak daha da ileri gitmiştir. Bu, doğrudan erişilen tek zeka türü olup ve ne doğuştan olan potansiyeli ne de bireyin yaşamında ortaya çıkan zekayı karşılamaz. R.B.Cattel daha geleneksel bir tutum sergilemektedir: kalıtımsal bir potansiyele karşılık gelen akışkan zekasına doğru sorular sayesinde ulaşılabileceğini ("culture free" testler) düşünmektedir. Vernon'un dikkati çektiği gibi bu görüş açısı soyutlanmıştır. Çünkü çok az sayıda araştırmacı kültürel şartlardan bağımsız testlerin gerçekten varolduğunu, dile başvuruyu bir kenara bıraksalar bile, kabul etmektedir.

1.Özelliklerin Nesilden Nesile Aktarılması
Gözlemlerimizle ya da tarihle kısıtlanan insanla ilgili iki tür bilgi kullanılmıştır. Bunlardan biri kalıtımsal olarak aktarıldıklarının ortaya konduğu bazı zihinsel yetersizliklerle ilgilidir (fenilketüri). Diğeri ise bazı ailelerde belli bir üstünlüğe ulaşmış üyelerin bulunmasıyla ilgilidir. Galton bu yöntemi Hereditary Genius (Kalıtımsal Deha/1869) kitabında kullanmıştır.
Bu tür veriler sadece belirleyicidir. Normal zekayı ele alabilmek için zihinsel yetersizliği göz önünde bulundurmanın yerindeliğini tartışabiliriz. Zihinsel yetersizlik organik temelde işlevlerin blokajı olarak görülebilir. Bu yetersizliği beynin işleyişinin normal değişimlerine bakarak tahmin etmek yanlış olmasa da zorunlu değildir. Seçkin insanlarda ise kıyaslama yoluyla yapılan bu tahmin tartışılamaz bile; deha ile normallik arasındaki süreklilik mantıklı gözükse de belirgin değildir. Tersine incelenen vakalarda Galton'un tipik kalıtımsal tutumuna rağmen, bazen kabul ettiği elverişli ailevi bir ortamın etkilerini bir yana bırakmak zordur.

2. Aile İçi Benzerlikler
Sayısal ölçüler elde etmeyi mümkün kılan testlerin uygulanması, aynı aile içindeki fertler arasında var olan zeka benzerliklerini bir bağlaşım sistemine dönüştürmeyi sağlamıştır. Bu tür verilerden çok önemli bir miktar bir araya getirilmiştir. Bunların çoğu kardeşleri, bir bölümü veliler ve çocukları; sadece bir kaçı ise uzak akrabaları ilgilendirmektedir.
Araştırmacılar ortam etmenlerinin müdahalelerini ölçmek için ailelerin içinde varolan çeşitlilikten ustaca yararlanmaya çalışmıştır. Çocuklar yaşlarından dolayı, veliler ve çocukların bir arada bulunmasından farklı olarak benzer şartlara (okul, eğlence...) yerleştirilir. Anne babalarına benzemekten çok birbirlerine benzemeleri doğaldır. Benzer nedenlerden dolayı aynı cinsiyetteki çocukların yani erkek kardeşlerin ve kız kardeşlerin farklı cinsiyetteki çocuklardan daha çok birbirlerine benzemeleri gerekir. Yaşları birbirine yakın olan çocukların, aralarında çok yaş farkı olan çocuklardan daha çok birbirine benzemeleri beklenir. Son olarak bu çocuklar büyüdükçe ilgi alanları farklılaşmakta, gittikleri ortamların farklı olma olasılığı artmakta ve bunu sonucunda bu çocuklar arasındaki benzerliklerin azalması gerekmektedir. (Bunun tersine, aynı ailevi ortamda daha uzun bir süre kalmanın daha büyük bir benzerliğe yol açması gerektiğini de iddia edebiliriz.) Toplanan hiçbir veri bu varsayımları doğrulamaya olanak vermemiştir.

En ilgi çekici bilgiler bir taraftan doğal deneyimler olan ikizler, diğer taraftan da doğal ailevi ortamlarından, ya başka bir ailenin evlatlık edinmesi sonucunda ya da en azından belli bir zaman için ayrılan çocuklar tarafından sağlanmıştır.
İkizlerin içinde, gerçek ya da tek yumurtadan olanlar bir tek yumurtanın bölünmesinden oluşur. Bu bireylerin genetik kökeni aynıdır. Kardeş ya da olağan ikizler iki ayrı yumurtadan oluşur. Bundan dolayı birbirlerine normal kardeşlerden daha fazla benzemezler, ama çocuklarının her aşamasında beraber oldukları için ortam şartları özellikle benzeşiktir. Kalıtımdan yola çıkarsak, gerçek ikizlerin birbirlerine aşırı benzemeleri gerekmektedir. Aynı anda doğmuş olmalarına bağlı benzerlik öğeleri, olağan ikizler sayesinde değerlendirilebilir.

Evlat edinme durumunda, velilerine ve bunlardan doğan çocuklara genetik olarak benzemeyen bir çocuk, onlarla yaşama durumunda kalmakta ve ortak tesirlere maruz kalmaktadır. Eğer onlarla zihinsel açıdan benzerlik gösteriyorsa bu, bu etkilerin lehinde bir kanıt oluşturur. Eğer öz anne babasına ya da öz kardeşlerine benziyorsa, bu sefer de bu durum kalıtımın lehine işler. Yetimhanedeki bir çocuk için durum aynıdır. Aynı ortamlarda büyümüş olan ikizlerin farklılığı yeni bir inceleme kaynağı oluşturur.

Kalıtımın etkileri lehine kanıtlarda; gerçek ikizler en kuvvetli bağıntıları, akrabalık bağı olmayanlar ise en zayıflarını sergilemektedir. Ortamla kalıtımın beraberce etkili oldukları ailelerde görülen türdeki benzerlik, evlat edinme yoluyla bir aileye katılma durumunda görülmez. Üstelik ayrılığa rağmen öz velilere benzerlik devam eder. Ama yine de hiçbir durum tamamen net değildir. Bazı evlat edinmeler gerçek velilerle hayatı bir süre paylaştıktan sonra gerçekleşir. Bunun tersine, yerleştirmeler tamamen tesadüfi olarak yapılmamakta olup, anketlerin gerçekleştirildiği Amerika'da en azından doğal velilerle evlatlık edinen velilerin düzeyini eşleştirmeyi çalışılmakta, bu da bazı incelemelerde evlatlık edinen ailelerin içinde ortaya çıkarılan benzerliği arttırmaya katkıda bulunmaktadır. Bunun aksine bu etmen birbirinden ayrılmış ikizlerdeki benzerliğin artmasına yol açar. Bunlar için incelenen ailevi ortam şartları çok farklı olduğunda, zihinsel düzey epey değişiklik gösterir. Gerçek ikizlerin en büyük yakınlığı sadece biyolojik türden değildir; onların arasında kurulan özellikle yakın ilişkilerden kaynaklanmaktadır.

3. Gruplar Arası Farklılıklar
Aile içi benzerliklerin incelenmesi sosyal açıdan ayırt edilebilecek grupların çeşitliliğine üstü kapalı olarak göndermeler içermektedir. Gerçekten de, bağıntıların temelinde çocuklar arasında dağıtılan ve bu çocuklar üstünde yapılan sınamaların sonuçları bulunmaktadır. Bundan sonra zihinsel düzeyin değişimleriyle orantılı olarak bu farklılıklara doğrudan bağlı olan değişiklikleri göz önünde bulunduracağız. Söz konusu zekanın sosyolojisi olan bir hususa betimleyici türden bir yaklaşım getirmek değil de, değişkenlerin müdahale şeklini incelemektir.

A) Sosyo-Ekonomik Ortam
?Sosyo-Ekonomik? başlığı altında aynı anda bir çok değişken işin içine karışmaktadır: velilerin mesleği, ekonomik düzey, velilerin olduğu kadar çocukların da eğitim düzeyi. Bu değişkenler birbirine sıkıca bağlıdır: gelirler verilerin gördüğü ve çocuklarına verdikleri eğitime bağlı olan mesleğe göre değişir. Eğitim sadece okulda öğretilen biçimci öğeleri değil de, aynı zamanda karşılıklı alışverişe, konuşmalara, okumaya, tiyatrolara, müzelere, kütüphanelere ve bir tür eğlence seçimine bağlı olan daha karmaşık kültürel öğeler içerir.
Karşılıklı ilişkilerin karmaşıklığı ve bazı etkilerin gücü başlangıçta incelemeyi güçleştirir. Sosyo-ekonomik şartlara bağlı olan farklılıklar Binet-Simon'un ölçeğinin daha ilk uygulamalarında ortaya çıkmıştır. ?Araştırmalarımız Paris'in özellikle ilkokul çağındaki çocukların nüfusuna uygulanabilecek noktaları sağlamaktadır. Zengin çocuklarını ele alıp ortalama olarak daha iyi cevap vereceklerinden ve bizim küçüklerimizden bir ya da iki yıl daha ileride olacaklarından emin olabilirisiniz.? (Çağdaş Fikirler; 1911,138)
Bunlar kendilerini daha sonra sistematik ve düzenli bir şekilde göstermiştir. Bu verileri (zeki veliler en iyi durumdadır: zekalarını çocuklarına aktarırlar; düşük düzeydekiler için durum tersine döner) ya da çevre başlığı altında toplayabiliriz (maddi açıdan iyi durumda olan ailelerin çocukları onları yüksek bir zihinsel düzeye getirebilecek elverişli etkilerin tümünden yararlanmaktadır) .
Yetişkin insanlarda meslekle zihinsel düzey arasındaki bağ sıkıca kurulmuştur. Askerliğe alınanlar ya da seferberlik sırasında incelenenler büyük örnekler üzerinden hesaplanan veriler sağlamıştı. (Geçici olarak askere alınanlar için gerçekten icra edilen bir etkinlikten çok, az çok bir tip eğitimi andıran kısmen mesleki bir yetişim edinilmesi anlamına gelir). En yüksek ortalama düzey doktor, avukat, öğretmenlik gibi mesleklerde, en düşük düzey ise vasıfsız işçilerde görülmektedir. Benzer bir ilişkiye elle yapılan meslekler içinde de rastlanır: tesviyeciler ve elektrikçiler, rençber ve odunculardan daha üst düzeyde yer almaktadır. Açıkça zeka yüksek bir niteliğe ulaşmak için gerekli bir şarttır, ama hiç kimse bunun tek şart olduğunu iddia edemez.

B) Coğrafi Ortam
Askere alınanlar hakkında yapılan bir çok araştırma ortalama zeka düzeylerinde, bölgelere göre farklılıklar olduğunu göstermiştir. Yetişkinler için bu bilgiler mesleklerle ilgili olan bilgileri karşılar, çünkü farklılıklar büyük ölçüde bölgelere göre nisbi oranına bağlıdır.
Şehirlerde ya da köylerde yaşamalarına göre zeka düzeylerinde farklılıklar gösteren çocuklarda, örneğin okul çağındaki çocukların zeka düzeyi milli anketi, 1973 gibi bir çok araştırmada saptanılan farklılıklar, velilerin mesleklerini de göz önünde bulundurarak yorumlanabilir. Fakat aynı zamanda çocuğa sağlanan yaşam şartlarını da düşünmek yerinde olur.
Lanneau ve Malrieu, Toulouse bölgesinin kırsal kesimlerinde yaşayan çocukların etkileyici bir betimlemesini yapmıştır. Devrimsel ve sözel etkinliklerin ilk gelişimini uyarmak için çabaların eksikliğine, oyunlara karşılık ilgisiz tutumlarına, ailevi yaşamlarındaki biteviyeliğe, aile dışı temasların eksikliğine dikkat çekmişlerdir. ?Kırsal kesimdeki çocuk, karşılaştırmalar yapmasını mümkün kılan ve kendini çeşitli görüş açılarına yerleştirecek tecrübe çeşitliliğinden yoksundur?. Okul bile şehirde mümkün olan çeşitli temasları değil de, sadece önceden tanınan arkadaşlarla karşılaşmalarını sağlar.
Bu tür bir durumun, sadece tespit edildiği an için bir değeri vardır. Köylerin durumu çok hızlı bir şekilde değişmekte, gidiş gelişlerin kolaylığı, kitle ulaşım araçlarının çoğalması köyün köşesine çekilmişliğinden ve monotonluğundan çok şey alıp götürmektedir. Ekonomik olarak gelişmiş bölgelerde birkaç yıl arayla çocukları karşılaştırma çalışmaları, zihinsel düzeyde yükselme kaydetmiştir. Bu gelişme geniş ölçüde okulların düzeltilmesi ve okula gitmeyle ilgilidir.

Şehir ile köy arasındaki farklılık etmenleri, karmaşıklığını korumaktadır. Ekonomik yönü ele alırsak önceki incelemeleri tersine çevirmeye mecbur kalırız. Greenfield Graves'in ABD'de ve Uganda'da yaşayan topluluklardaki fakir ailelerde şehir hayatının okul öncesi yaştaki çocuğun tecrübe olanaklarını azalttığını saptadığı bir çalışmasını örnek olarak verir: Şehirde çocuğun yenilik arayışıyla ilgili etkinlikleri çok tehlikeli boyutlar almaktadır; anneleri onların anlama, öğrenme, kendi başlarının çaresine bakma becerilerine daha az inanır; çocuklarına çok yakın olurken, diğer velilerle olan ilişkilerinde umduğunu bulamayan anneler, otoriter tutumlar sergilemektedir.

(kaynak olarak "Understanding Psychology" kitabından yararlanılmıştır.)

Okunma Sayısı: 14763  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...